Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik.2004

26 05 2009

1. gün 0-305 km:


cuma akşamı saat 18:15 de hanımla bebeyi otobüse bindiriyorum. her sene beni bırakıp giderlerken bozulurum bu sene pek fazla koymuyor okullar kapanır kapanmaz tatile çıkmaları. hehehe çünkü bende onların gitmesi sayesinde istediğim turu yapabileceğim. çantalar falan daha önceden hazırlanmış evde bekliyor. ancak son bir kontrol yapacam. daha önce kdz turu yapanların tecrübeleri üzerine topcase imi almıyorum. ancak ahmetin topcase i küçük olduğu için ve iki kişi oldukları için benim case i istiyorlar. “bak olm ahmet tap kase mi kırarsan ödedirim sana” diye tehtit savurarak veriyorum topcase i.
bende geziye iki soft case ile çıkıyorum. malesef ikiside üste konan cinsten. napalım side case bulamdım uygun fiyatlı böyle oldu işte.
ahmetler akçakocada topcase i motora takıyorum içine motodetail marka louis den aldığım soft top case cuk diye giriyor. gene louis marka diğer soft topcase i de ona bağlıyorum. saat 21:00 gibi kçakoca ya gidiyorum. akşam orada kalcam sabah erkenden basıp gitcez. yol 35 km.
ahmet evin bahçesinde motorun üzerinde side caselerin daha stabil durması için motorun üzerine bir takım parçalar ekliyor. topcase i ve taşıma demirini veriyorum. onun top case in taşıma demirini benim motorun üzerine takıyorum.
sabah kadar mışıl mışıl uyuyorum (hatta horladığım bile söylenebilir)
sabah 6:30 da kalkıyoruz. toplanıp 07:15 gibi yola ancak çıkabiliyoruz. ahmet le eşi motorda bayağı sıkışıyorlar. eeee ne de olsa iki kişiler malzemeleride fazla. ahmetin uyku tulumlarını kütahyaya kadar ben taşıyacam.

motorun sabah yola çıkarkenki hali şöyle arka planda ahmetin annesi dua falan okuyodur sanırımicon_smile.gif

ilk benzincide lastiklerin havasını kontrol ediyoruz. 90 km civarı bir hızla düzceye oradan da otobana giriyoruz.
otobanda yeni açılan berceste de ilk molamızı veriyoruz. motorun üzerinde olmasak açık büfe kahvaltıya dalcaz ama bu sefer sdece domates çorbası ile idare ediyoruz.
otobandan adapazarında çıkıp pamukova istikametine doğru gidiyoruz. yollar boş sayılır. adapazarı pamukova arasındaki virajlı yollarda araç konvoylarını uygun hızlarda geçiyoruz. bize çok imreniyorlardır eminim.
bozöyük e 3 km kala benzinciye girip benzin alıyoruz. soğuk bişiler içiyoruz.
atlıyorum motora benzinliğin çıkışına doğru ilerliyorum. allah allah bi gariplik var motor yalpalıyor ön teker istediğim yöne nazlanarak dönüyor. durup kontrol ediyorum.
dakika bir gol bir önlastik patlak en korktuğum şey başıma geliyor . allahtan dağ başında falan değiliz.
vede hızlı giderken patlamadığı için dua ediyorum.
ön lastiği söküp ahmetin motora atladığım gibi bozüyüke gidiyorum.
malesef sübap kopmuş. tamiri çok zor ama imkansız değil. yanımda yedek iç lastik yok. olm tümer niye unutuyosun evde onları. olacak şeymi.
3.5 saat sürüyor bi iki denemeden sonra lastik tamir ediliyor.
çok vakit kaybettik. ama yolda olduğumuza şükrediyoruz.
kaybettiğimiz vakiti kazanmak için olsa gerek hızımızı biraz arttırıyoruz ve eskişehir inönüde radara çarpılıyoruz. hızımız 102 km/h.
83.100.000 TL ceza makbuzumuzu alıyoruz elimize. en çok koyan taraf ceza makbuzundaki suçlunun imzası kısmını imzalamak oluyor.
14:30 gibi kütahyaya varıyoruz. zeki bizden 2 gün önce gelmişti. onu arıyıp çadırının yakınına bir yere kuruyoruz çadırımızı. rastladığımız arkadaşlarla sohbet edip. yeni xt660 ları test ediyoruz. yavaş gitme yarışına katılıyor ahmet ile zeki. ben pas diyorum.

yamaha servisinde ön iç lastiği değiştirtiyoru ve yedek arka ve ön iç lastik alıyorum. servis sadece malzemenin parasını alıyor işçilik parası almıyor vede harıl harıl cruiserların yağını değiştirmekle meşgul oluyorlar. yağ değişimi için para bile almıyorlar. yamaha servisine buradan tekrar teşekkür ediyorum.
kütahyalı arkaşımız duygu ailecek bizi ve motor festivalini görmeye geliyorlar. yanlarında bir sürü yemek. çok güzel bir akşam yemeği yiyoruz. yemek ten sonra ne demişler. ya yan gelip yatacan yada kırk adım atacan.
zeki, ben, hakan gölün oraya doğru bir gece yürüyüşü yapıyoruz.
ahmet ile fatoş havlu atıyor. çekilişi dinliyorlar. filinta lar gurubundan abilerimizi görmeyi çok istiyorum ama o hengamede unutuyorum.
00:00 gibi yatmaya gidiyorum. çadıra yattığımda etraftan sadece insan sesleri geliyor. ancak gece yanımdaki çadırda bir aslanın yattığını farkediyorum.
aman yarabbi one gürültü öyle. sabah kim olduğunu soruyorum. yavaş gitme yarışında start veren hakemin olduğunu söylüyorlar. maşallah ne ses var diyorum içimden:)

2. gün 305-822 km.

Sabah erken kalkaaar, …..
Dur dur bu şarkının devamı ahlaka aykırı gidiyordu bunu söylemiyim..
Haha işte atasözü “erken kalkan yol alır” bu oldu.

Akşamdan sabah 07:00 da hareket etmek üzere sözleşip yatmıştık dimi. Ben zaten aslanın sesinden fazla uyuyamamıştım.
06:30 gibi kalktım zeki yi uyandırdım. Ahmetin çadır uzakta ona gidemedim. Çadırımı falan topladım çantalara güzelce yerleştirdim. 2 soft case im var. Birinde kamp malzemelerim birinde motor la ilgili parçalar ve giyip kuşam var. Otel/pansiyon da konakladığımız geceler sadece bir çantayı açmayı planlamıştım böylece.

Motoru yükledim. WC ye gittim ahmetlerin çadır ayakyolu üzerinde desem yeridir. Onlarda kalkmış toplanıyorlardı. Çabuk olun dedim. Bak geç kalırsan canına okurum dedim. Motorumun başına döndüğümde hakan da oradaydı, zeki çantasından 2 adet kavun çıkartmıştı. Bizim motorların yanındaki ktm adventure a bakarak kaşıklarımızla kavunları sabah kahvaltısı niyetine mideye indirdik. Bu arada zeki nin çantalar hala motora yüklenmemişti.

Biraz fazla gürültülü kahvaltı yapmış olacağız ki çevre çadırlardan uyarı aldık (hakettik) mehmet binli idi galiba uyarı yapan. (pardon mehmet abi özür dilerim)

Ahmet saat 07:00 da geldi. Motor yüklü ve tam kuşam halindeydi ikiside. gafil avlanmıştık daha ben motor kıyafetlerimi giymemiştim. 5 dakikada hazırlandım. ancak zekinin hazırlanması ve yola koyulmamız 07:20 yi bulmuştu.
Köy yollarından geçen ve Afyon bayat a kadar uzanan güzel bir rota çizdik kendimize benim bir hatam sonucu (itiraf ediyorum) 6 km kadar yanlış yoldan ilerledik ve geri döndük (etti 12 km) dönüş yolunda önde kılavuz karga misali ben gidiyorum. (çünkü köy köy Türkiye haritası bende icon_biggrin.gif )
Yolda bir virajı alamayarak karşı yola girip durdum. Diğer herkes arkamdan aynı yola daldılar. Durduğumu görünce noldu gene yanlış yola mı saptık diyorlar “yok abi virajı alamadım bende bu yola girdim” diyince gülüşüyoruz
İlk molayı yolda arkadan gelenleri beklerken veriyorum. Diğerleri de gelince motorlardan inip EMOK un paketinden çıkan güneş kremlerini biz kollarımıza ve yüzümüze zeki ise malum yerine sürüyor. Yaşlılığı(41) ve keli ile dalga geçiyoruz.

Bir taşın yanındaki kaplumbağa yavrusu dikkatimi çekiyor yanına bir ölçek koyarak fotoğrafını çekiyorum. Hiç bu kadar küçük kara tosbağa sı görmemiştim çünki.

İhsaniye yi geçip Afyon-eskişehir yoluna girip yol soruyoruz buralara kadar gelmişken mutlaka aslantaş ve ayazini ni görmemizi öneriyorlar. Aslantaşa gitmek için yolumuzu biraz uzatacaz ama ayzini yolumuzun üzerinde zaten.

Aslantaş da 2. molamızı veriyoruz. Bir iki fotoğraf çekiyoruz. İneklerini otlatan çobana kaya mezarlarının yaşını sorduğumuzda “43 yıldır buradayım ben geldiğimde de vardı” diyor. Dumur oluyoruz.

Çok vakit kaybettik. Ayazinin içinden transit geçip çok güzel köy yollarından ve muhteşem manzaralar eşliğinde bayata varıyoruz. Geçtiğim yol frigyalıların yaşadığı ve Kültür ve Turizm bakanlığının turizm yolu diye adlandırdığı yol. Yol boyunca değişik tarihi yerleşim yerleri görmek mümkün.

Bayata gelmişiz 5 saattir yoldayız ancak 150 km yol yapabilmişiz. Karnımız çok aç. Dalıyoruz bir lokantaya. Fasulye, nohut, çorba, salata, cacık, tatlı yiyioruz ve kişi başı 3 milyon (yanlış duymadınız 3 milyon hesap veriyoruz)
Bayat – emirdağ arası berbat bir şehirlerarası yolda geçerek emirdağa varıyoruz. Yollarda polis molis yok. Tempolu bir şekilde soluğu yunak da alıyoruz yunakta tekrar çay molası veriyoruz. Zeki 12 bardak çay içiyor. Biz insanlar gibi 1-2 bardak ile yetiniyoruz. Bide üstüne dondurma. Ohhh mis mis.
Yunağı çıkınca polatlı yoluna girdiğimizde debriyaj kolunu utan vidanın gevşediğini farkediyorum. Tamir etmek için duruyorum. Diğerleri gazlıyor tabi. (Olm ben size yetişmezmiyim görün ulan siz). Tamir operasyonundan sonra (hemşire terimi sil) yol müsait asılıyorum gaza hızlı gittiğimi sanmayın 100-110 arası ama xt600 için hızlı sayılır. Yetişiyorum ve geçiyorum onları .Cihanbeyliden sonra yol sıkıcı derecede düz devam ediyor. Sıkıntıdan ayakta, arkadaki yükün üzerine oturarak, tek elle, oturarak yüke yaslanmış vaziyette gitme antremanları yapıyorum. Küçük bir tuz gölü yanından geçerken fotoğraf molası veriyoruz.


bir insan için küçük fakat insanlık için büyük bir adım icon_biggrin.gif

Eskil den geçerek Konya-Aksaray yoluna kavuşuyoruz. Ufff gene sıkıcı şehirler arası yol. 77 km/h yi geçmeden aksaraya varıyoruz. Yolda ahtapotun arasına sıkıştırdığım Yamaha şapkamın düştüğünü farkediyorum. O kadar yorgunumki kafama takmıyorum. Ama bu bana ders olsun. Yolun Aksaray a kavuştuğu yerde BP istasyonundaki 2 yıldızlı otel ile pazarlık yapıp 15 milyona anlaşıyoruz. Odalara yerleşip, duş falan faslından sonra aşağıda buluşup Aksaray a gidip ağaçlı tesislerinde yemek yiyip (sıkı durun kişi başı 9 milyon-bayatta kişi başı 3 milyondan sonra) pahalı geliyor tabi.
Bide bowling oynayıp. Otele dönüyoruz. Günün en kötü sürüşü burada gerçekleşiyor. Hakan ın deyimi ile yardıra yardıra otele dönüyoruz. neden kötü olduğunu hakan anlatsın ben utanıyorum söylemeye. çünkü en önde ben vardım.

foto daki şahız ahmet.

3. gün

822-1010 km

Ayrılıııık ayrılıkkk yaman ayrııılıııkkk…

Evet bugün ayrılık günü. Çünkü ahmet ve fatoş la yollarımız bugün 1 geceliğine ayrılıyor. Ahmet in eşi fatoş kapakokyayı görmediği için onlar kapadokyaya gidecekler. Biz ise en yakındaki dağ olan niğde aladağlara gidecez. Ahmet ler biraz geç kalkmaya kadar veriyorlar. Biz kargalar necasetlerini yemeden kalkıyoruz gene. Gece yıkadığım çamaşırlar kurusun diye odada sandelyenin üzerine asmıştım ve vantilatörü çalıştırıp kurutmaya çalışmıştım onları (kurumuşlar) onları topladım. Çantaları güzelce yerleştirdim. Motora yükledim. Motor giysilerimi giymeden önce kahvaltı faslına oturduk. Kahvaltı açık büfe değil ancak otel görevlisi bizi çok seviyor ve kahvaltıyı bizim için açık büfeye çeviriyor. Çeşit az ancak doyarız herhalde. (görevli zeki nin ne kadar yediğini bilseydi herhalde böyle bir işe kalkışmazdı) kahvaltıda zeytin, peynir, yağ, bal, yumurta var. 4 yumurta getirmişler 3 kişiye 2 sini zeki yiyor, diğerlerini hakala benç hakan ve ben 1 er duble çay içiyoruz zeki 4 tane. Kahvaltıdan sonra motor giysilerimi giymeye dışarı çıkıyorum . döndüğümde zekinin 2 tane yumurta daha yediğini öğreniyorum. (olm bak sen yaşlısın bu kadar yumurta fazla sana) ayu gibi yiyor adam yahu. Ona “dağ ayusu” lakabını veriyoruz icon_biggrin.gif
Bakalım doymuşuz evet. Artık kalkabiliriz. (sonradan öğreniyoruz; ahmetlere kahvaltıda görevli abi ne biçim yiyor o adam öyle demiş icon_smile.gif )
Kendimize dağ yollarından bir rota çiziyoruz. Ihlara vadisisnin yakınlarından geçip orta sıklıkta ağaçlıklı küçük anadolu köylerinin içlerinden-yanlarından kıvrıla kıvrıla giden toprak köy yollarından yaklaşık 2000 m yükseklikteki bir geçide tırmanıyoruz. Geçidin tepesinde küçük göletler , yaylalar, çobanlar, koyunlar ve çoban köpeleri de var tabi.
Bir yaylanın çıkışında aşğıya doğru inerken mola verip dinleniyoruz fotağraf çekiyoruz. Hava süper,nem oranı çok düşük, kendimi çok dinç hissediyorum.

Aşağıya iniş başlıyor. Önde zeki, ortada hakan, arkada ben. Kaskın vizörü açık mis gibi yayla havası koklaya koklaya iniyorum aşağıya.
“oda ne gözüme doğru uçan bir şey var diye düşünmemle, sol gözümün alt kapağında bir acı hissediyorum. Aha bi böcek soktu beni. Refleksle sağ elimi gözüme doğru sokup böceğin içini bitip hemen yana çekip duruyorum. Tadaaa bu bir arı. Allaaahh gözüm şişecek şimdi. İlk yardım çantasında amonyak falan da yok. Gaza asılıp öndekilere yetişiyorum. Zeki yi durduruyorum. (doktor ya, hani bana yardım etsin diye) bakıyo gözüme bişi yok bişi yok diyor (inanmıyorum ona, başından savmaya çalışıyor beni)
niğde ye inip benzin alıyoruz. Turizm information kapalı. Eeeee iş başa düştü hop hop hop yetiş köy yolları haritası. Benzinciden de fikir alarak aladağlara ulaşım noktası lan çamaltına kılavuz köyü üzerinden gitmeye karar veriyoruz. Gene köy yolları, gene muhteşem güzellikte manzaralar, gene çoban köpekleri (ama bu sefer bi kangal köpeği fena takılıyor peşimize)
güzel bir manzara da durup sizler için aşağıdaki fotoğrafı çekiyorum.

Yolda gördüğümüz bütün köylülere elle, başla yeri geldiğinde korna ile selam veriyoruz. Hepside alıyor selamımızı. 2. molamızı bir çeşme başında veriyoruz. Çeşmeyi size anlatamam görmeniz lazım aşağıdaki de oranın fotosudur , türk insanının muhteşem zekasını göstermektedir.

Biz açıkçası ne işe yaradığını anlayamadık. Belki de yapı eskiden bir tuvaletti sonra çeşmeye çevirdiler. icon_biggrin.gif

Çamardına varıp dağ da yemek için alışveriş yapıyoruz. Dağda en yüksek hangi noktaya kadar motorla ulaşabileceğimizi sorduğumuz marketçi bize profesyonel bir rehberin tel nosunu veriyor. Onu arıyoruz biraz sonra lada niva jipi ile geliyor. O da sokullu pınarındaki (2100 m civarı) ana kampa gitmekte olduğunu istersek onu takip edebileceğimizi söylüyor.

Bi lokantada yemek yiyip (3 kişi 9 milyon gene, zeki 2 tabak pilav fazla yiyip lakabını hakettiğini gösteriyor gene) takılıyoruz jipin peşine.

Demirkazıktaki dağ evine kadar beraber gidiyoruz. Etraf kaya tırmanışçısı kaynıyor. Bu bölge türki ye dağcılığı için çok önemli bir yer.
Dağda kullanmak üzere bir kitap ve harita alıyoruz. Kaya tırmanışı yapılan vadide kileri görmeizi öneriyorlar. Vadinin girişinde motorları bırakıp sivilleşiyoruz. Kaya tırmanışı yapan 4-5 adet grup görüyoruz. Sağ duvara tırmanan ilk dağcı kayay tutunamayıp kendini bırakıveriyor(düşmüyor tabi ipe bağlı) hakan “aha bunlarda ayrı bir manyak” diyerek dağcıların yaptığı işin bizim yaptığımız gezi gibi sıra dışı bir iş olduğunu anlatmaya çalışıyor. ancak tepedeki adam hakan ı duyuyor ve bize doğru pis pis bakıyor.

Zor kurtarıyoruz canımızı dağcılardan icon_biggrin.gif hızla uzaklaşıyoruz icon_biggrin.gif

Sokullu pınarına giden yolun tarifini alıyoruz. Başlıyoruz tırmanmaya yolun ilk kısmı güzel. Bir çeşme ye geliyoruz. Tarif nasıldı “çeşmeden sola sap işlek yolu kullan” .ama çeşmeden sağa giden yol daha işlek gibi. Töbe töbe napcaz şimdi ben kendimi feda ediyorum. Ben sol yoldan giderim eğer doğru yolsa oraya vardığımda sizi telefondan ararım diyorum dehliyorum demir atımı.

Yol iğrenç ötesi taşlı bir yol yumruk büyüklüğünde kayalar bütün yolu kaplamış. Kaya olmayan yerlerde ise derin traktör izleri sürüşü bayağı güçleştiriyor. 3-4 km gittikten sonra sokullu pınarına varıyorum. Motoru demavend turizmin ana kampında parkediyorum keçi kılından yapılmış yörük çadırının içine parkediyorum. (ne lüks dimi)

Zeki yi arıyorum telefonla, yol doğru diyorum, acaba yolun bozuk olduğunu söylesem mi, boşver kendileri keşfetsinler. (hain ben)

Birazdan geliyorlar, zeki nin motor sivrisinek tabi o kolay gelmiş ama f650 hakan terlemiş. Onlar motorları benimkinin yanına koyuyorlar.


fotoda görünen bakımsız tarzan hakan:)

Trekking yapmaya karar veriyoruz. Hakan ben dinlencem abi diyor. Zeki ve ben gerekli malzemeleri harita ve pusulamızı alıp yola çıkıyoruz. Saat 13:45 suları 18:00 a kadar devam edip sonrada geri dönecek şekilde plan yapıyoruz. Çarşakların içinde muhteşem aladağlar manzarası eşliğinde narpuz vadisi tabir edilen vadiden yürüyoruz yukarı doğru. Kayacık pınarından su içip fotoğraf çekiyoruz.

Kayacık pınarından sonraki kısım biraz zor. Resmen cambazlık yaparak ve rotayı işaretlemek için üstüste konmuş baba tabir edilen taşları takip ederek yukarıdaki düzlüklere ulaşıyoruz.
17:00 gibi benim pilim bitiyor. Zeki ye sen git ben burada mola verecem diyorum. Yarım saat kestiriyorum orada.
Zeki de saat 17:30 gibi geliyor. Daha fazla devam edememiş çünkü vadi bitmiş. Aklımızdan “dağcılıkta kazaların çoğu inerken olur” lafını çıkartmadan ağır ağır iniyoruz.
Kamp yerini uzaktan gördüğümüzde bir iki çadır görüyoruz. Bize bu akşam kampın boş olacağını söylemişlerdi. Kimin çadırları bunlar acaba diye düşünürken farkediyoruz ki bunlar bizim çadırlarımız. Hakan bize bi kıyak çekerek çadırlarımızı kurmuş. Saolsun. Ama yanına gidince “ niye karıştırdın olm çantalarımızı diye” takılıyoruz icon_biggrin.gif
Biz yürürken hakan de zincirini temizleyip yağlamış, biraz kestirmiş, kısa yürüyüşler yapmış.
Üst baş değişimi gece kıyafetlerimizi giyip biraz da ata/katıra biniyoruz.

Bu hayvanlar gelen turistlerin çantalarını yedigöller platosundaki 2. kamp yerine taşımak için kullanılıyormuş. Yanımızdaki “sobek” şirketinin kampında 20-25 kadar avustralyalı turist var. Çoğunun yaşı epey var.
Çamaltından kavurma ve sosis almıştık. Onları yumurta ile beraber pişirip. Zeki nin akıl ettiği pekmezli votkadan içip kendimize geliyoruz. Rehber adem in oğlu gece kampta kalıyor. Bize katılıyor. O çay yapıyor biz kavurmalı yumurta. ne bereketli imiş hepimiz doyuyoruz (zeki dahil, çünkü kendi sosisleri ile beraber benimkileride yiyor.dağ ayusu nolcak. Yazıyorum bunu bir kenara hesabını soracam) Gece sıkı muhebbet edip, yıldızları seyrediyoruz. Geç saatlerde yatıyoruz. Hava çok soğuk değil.

4. gün


1010-1370 km

Nefis bir uykunun ardından uyanıyorum. Bulunduğumuz mevkide güneş – müneş yok. Çünkü güneş aladağların diğer tarafından doğmuş. Dağların karşı tepelere vuran gölgelerine bakılırsa bayağı bir sürede gelecek gibi görünmüyor.
Diğerleri de kalkıyor. Hımmm bakalım ne kalmış yemek için…. Oooo çok güzel daha sucuk var. Bu sefer sucuğu sade pişirecem.. rehber adem in oğlu çay yapıyor. Zeytin ve peynir getiriyor. Kahvaltı mekanımız Yörük çadırının altı.
Bu sefer yemeği garantiye almak için herkesin payına düşeni tabağına koyuyorum. (malum zeki den korumak lazım)
Kahvaltıyı takiben toplanıyoruz. Motoru çantalarımın yanına getiriyorum. Ben çantalarımı toplarken Adem in oğlu benim motorun üzerine çıkıyor. Bi bakıyım abi diyor. Ok bak diyorum ama dikkat et. Çok güzelmiş abi. Diyip mobiletle yaptığı kazaları anlatmaya başlıyor. Çantamı düzenlemek için sırtımı döndüğüm de arkamdan agrip seler geliyor. Dönüp bakıyorum motora elemanda yerde. İyimisin diyorum. İyiyim abi töbe bi daha büyük motora binmem diyor. Daha durduğum yerde düşüyorum. Bide hareket etsem ne yaparım diyor. Onu teselli ediyoruz. Korkacak bişi olmadığını bizimde çok defalar motoru devirdiğimzii anlatıyoruz.
Motordan pek hasar yok sol ayna ve sol arka sinyal kırılmış. Sağ aynayı söküp solun yerine takıyorum. Sinyal için yapabileceğim bişi yok. İdare edecem artık.
Motorları yüklüyoruz. Bu arada yanımızdaki kamptaki avustralya lı turisler trekkinge başlıyorlar. Hepsine selam veriyoruz. Biraz sonrada arkalarından katırlar ile çantaları yola çıkıyor.
Abbas yolcu bizimde gitme vaktimiz geliyor. Adres alışverişinden sonra hakan ben ağır ağır gidiyorum abi, siz nede olsa bana yetişirsiniz diyor.
Kendini yol zanneden garip bir zemin üzerinde ilerliyoruz. Engelebeli traktör parkurundan sonra yumruk büyüklüğündeki kaya parkuruna geliyoruz. Hakan en önde orta da zeki arkada ben. Bi an hakan ın motor gözden kayboluyor. Hakan ı görüyorum ama motoru yok meydan da. Motorları durdurup yürüyerek yanına gidiyoruz.
- Hakan olm noldu
- Abi motor çok yorulmuş dinlenicekmiş diyor. (Devridi motoru)
Hadi olm kalk lan f650 sana yakışmaz yerde yatmak diyip el ele verip kaldırıyoruz f650 yi.
Ön freni kullanmadan. Ayaklarımızı da yere fazla koymadan arka fren ile dengeleyerek taşların üzereinden hoplaya zıplaya iniyoruz aşağıya kadar.
Ohh be dünya varmış….

Bu akşam (Salı galiba) sivasta ahmet lerle buluşmamız gerek. Şehirler arası yoldan en az geçecek şekilde gitmemiz lazım. Yahyalı ya gelmeden musahacılı üzerinden Develi ye geçecez oradan elbaşı istikametini takiben pirahmet ve koyunabdal köylerindne geçerek Sarıoğlana varacağız. Kayseri – sivas yolunu takiben Sivasa kavuşacaz.

Güzel. Dar ama kaplaması güzel köy yollarından ve arasıra Kayseri-Malatya karayoluna girerek bir anadolu köyünün içine giriyoruz. Deveci yakınlarında sizler için erciyes dağı fotoğrafı çekiyorum.

Bu yolda musahacılı köyü yolu üzerinde turun max. Hızını yapıyorum 122.5 km/h. Beh beh beh ne kadar da fazla dimi. Olsun toprak yolda Xt600 ile ancak bu kadar oluyor.
Yolda bir ara zeki ile motorları değişiyoruz. XL200 ü kullanınca zeki ye acımaktan vazgeçiyorum. Titreşimi benimkinden az. Kalkışı çok seri değil ama yolda bizim gerimizde kalmıyor hiç. Bide deposu küçük sık sık benzini bitiyor.
Köyde yolu kaybedince sormak için duruyoruz. Zeki (yaşlılıktan olsa gerek dinlenmek için bir gölgeye sığınıyor icon_smile.gif ) çok sık mola vermemize hakan bişi demiyor.Ancak Çok sık durduğumuzu da arada bi ima ediyor.(Abicim kim dedi sana yaşlı başlı, tombul göbekli adamlarla yola çık diye. icon_smile.gif )
Biz gölgede dinlenirken hakan yol ayrımında başka biriyle konuşuyor ve gelmemizi istiyor. Yanına gidiyoruz. Konuştuğu kişi köyün imamı bize çay ve ayran ikram etmek istiyor.
Karnımız acayip aç. Öğle yemeği vakti çoktan geçmiş ve midelerimize sabah kahvaltısı hariç bişey girmemiş.Kısmetimiz buymuş diyip memnuniyetle daveti kabul ediyoruz.
İmam efendi bizi evinin bahçesindeki gölgede ağarlıyor. Meğerse imamın evinin karşısındaki yapı köyün fırını imiş. İlk önce kete geliyor fırından yememiz için. Çocuklar motorların etrafına doluşuyor. Kimse zeki ile benim motora bakmıyor. Hepsi bmw nin başında. Eeeee iş hakan düşüyor tabi. Çocukları motorlardan uzaklaştırmak için hepsini sıra ile f650 nin üzerine bindiriyor. Kısa bilgiler veriyor. Çocuklar ve köyün imamı ile hatıra fotoğrafı çekiyoruz.

Yanımıza köyden bir kaç kişi daha geliyor. Onlarla beraber patatesli kete ler falan da geliyor. Sohbet iyi. Yöre hakkında sorular soruyoruz. Genellikle hayvancılık yapılmasına karşın ipek dokuma halı yapıldığınıda öğreniyoruz.
1 m2 ipek halıyı 500 milyona satarsak iyi diyorlar. 2 kadın 1 ayda dokuyormuş 1 m2 halıyı ve masrafları düşünce geriye 300 milyon bile kalmıyormuş.Emeğin hiç değeri yok diyorlar. Başlarımızı sallayıp hak veriyoruz.
Güzel sohbet ve yemeğin ardından vedalaşarak yola çıkıyoruz. Kaplaması kötü ve tozlu yollardan geçerek sarıoğlan a varıyoruz. Üstümüz başımız toz içinde. İlk benzincide durup kendimizi yıkatıyoruz. Millet gülerek seyrediyor.
Sivasa yaklaşırken zeki nin benzin gene bitiyor. Fırsattan faydalanıp depomdan çektiğim 0,5 lt benzini 10 milyona satıyorum ona icon_biggrin.gif
Eeee işine gelirse.

Daha sonra süper benzin bulunan ilk benzincide benzin ve ihtiyaç molası veriyoruz, çaylar kasadan.

Benzin istasyonu sahibi bizimle yakından ilgileniyor. Bize otel tavsiye ediyor. Hatta arayıp yer ayırtıyor bizim için.
Sivasa girdiğimizde oteli buluyoruz. Yerleşiyoruz. Pek hoş bir yer değil. Orada kalmayın Otel Çakır adı. Ama motorlarımıza iyi bakıyorlar kapalı garaja çekiyorlar.

Ahmet ler çoktan gelmişler. Onlarda Öğretmen evinde kalıyorlar.
Çarşıya çıkıp motorum için sinyal ve ayna bakıyorum. Ertesi gün planımız biraz geç çıkmak motor tamircisi 08:00 da açılacak. Ertesi gün yaptırıım şimdi yemek zamanı. Ne yenir diyoruz. Sivas kebabı yenecek. Hımmm şimdiden merak ediyorum. Hiç duymamıştım daha önce.
Yakın bir yermiş, yürüyerek gidiyoruz. Adı lezzetçi. Yeni açılmış güzel bir mekan. Sivas kebaplarını ısmarlıyoruz. 1 porsiyonu 11 milyon. Pahalı ama olsun deneyelim bakalım.
Birazdan içi tepeleme bişiler dolu bi tabak geliyor. Üzeri lavaş ile örtülü. Gizemliii.
Lavaşı kaldırınca altından 3-5 tane kızarmış et, kızarmış sarımsak, soğan ve bol bol kızartılmış bütün patlıcan çıkıyor.
Olm bu ne. Ahmet lerde geliyor yanımıza ama onlar şanslı yemeklerini daha önce yemişler bu mereti yemek zorunda kalmayacaklar.
Yiyoruz sivas kebabını ama acıyoruz verdiğimiz paraya.
Yemeği takiben sivas içinde geziyoruz. Çenesi düşük bir ebru ustası bize “ebru” sanatını anlatıyor.
Bizim otele dönüyoruz . tüm ekip saat 22:00 dan 01:00 a kadar plan yapıyoruz. 01:00 da odalara gidiyoruz.
Plan şu; sabah erken kalkılıp 07:30 da yola çıkılacak. Erzincana kadar beraber gidilecek. Hakan, Zeki , Tümer Erzuruma gidecek. Ahmet ve Fatoşla yollar Erzincan da uzun süreliğine ayrılacak. 3 gece sonra Ahmet lerle Giresunda buluşulacak.
Ahmet Eşi ile Erzurum – Ağrı tarafına gelmek istemiyor. Terörist olaylardan çekiniyor. Hatta Teröristlerin bizi kanas ile uzaktan vurabileceğini söylüyor (ve bunları söylerken de ciddi).
Eyvallah abi diyoruz.

5.gun
1370-1815 km

Otel kötüydü.
Ama dinlenecek kadar uykumu almıştım. Gece yapılan planlar sabah motorumla ilgili planlarımı değiştirmişti. En geç 07:30 da yola çıkmamız lazım. Tamirci 08:00 da açılıyor ve tamir süresini de eklersen çok geç kalırız. Erteliyorum gene sinyal değişimi işlerini. Güvendiğim bir nokta var. Sivastan sonra yollar genelde çok tenha. Sollama falan yaparken arkadan gelen olmuyor. Arada sürüyorum ve sollama yaparken sol elimle işaret veriyorum arkamdaki motorcuya.

Erkenden kalktık. Otel fiyatına kahvaltı dahil değildi. Ama otelin hemen yanında kahvaltı servisi veren bir çağ ocağı var. Klasik kahvaltılıklardan oluşan kahvaltı paketi 2.250.000 lira. Hakan, zeki aşağıya inmeden önce ben kısa bir sivas turu yapacam deyip ayrılmıştı. Zeki ile ben kahvaltıya oturuyoruz. Ahmetlerde 07:00 a doğru geliyorlar onlarda kendilerine tost yaptırıyorlar. 07:15 gibi çıkıyoruz yola. Bu yolda anlatacak fazla birşey yok. Gayet temkinli ve yasal sınırlar içerisinde gidiyoruz. Sadece yokuş yukarı yerlerde ve virajlı dar yollarda gazlıyoruz icon_smile.gif tezat gibi görünsede buralarda radar olma ihtimali yok.

Sivas erzincan arasında çok yoğun bir şekilde yol yapım faliyetleri var. Ve dikkatimizi çeken diğer şey ise yola paralel ilerleyen Bakü, Tiflis, Ceyhan (BTC) boru hattı inşaatı.
Yolun karşısından amma çok kırmızı renkli mazda pikap geliyor. Bu yörenin insanları ne kadar meraklı bu pikaplara düşünürken, gerçeği biraz sonra anlıyorum bunlar BTC inşaatının şantiye arabaları.

İmranlı dan geçerken ben özel olarak duruyorum. İmranlı tabelasının önünde fotoğraf çektirmem lazım. Çünkü kayınvalidem İmranlı lı. 15 senedir gitmemiş. İmranlıdan arıyorum onu hal hatır soruyorum. Memleketini çok güzel bulduğumu falan anlatıyorum icon_biggrin.gif icon_biggrin.gif icon_biggrin.gif (tavsiye: mutlaka her damat böyle şeyler yapmalı)

Refahiye ye doğru yolda karşıdan karşıya gerilmiş 2 adet kablonun üzerinden geçiyoruz. Hakan ın dediğine göre bunlar yeni tip radarlarmış (hemen atlamayın üzerine, sonradan öğrendik radar olmadıklarını) Acayip de hızlı girmişiz. Nerede acaba çevirme falan diye düşünürken boşver deyip ilerliyoruz. Gerçek radar refahiye çıkışında ama ters yönde. Elimden geldiğince karşıdan gelen arabaları uyarıyorum.

Aynı şekilde Erzincan girişinde tam Gümüşhane ayrıında aynı kablolara daha da hızlı giriyoruz. Çevirme şurada mı burada mı derken ben sormak için benzinciye gidiyorum. Benzinci abi onlar radar diil. Arabaları sayamk için kullanıyorlar. Radar arabası sen benzinliğe girerken çıkan reno 19 du diyor. icon_smile.gif

Ama çok radar olduğunu dikkatli olmamızı söylüyor. Erzincanda uzun bir mola vermeyi planlıyoruz. Zeki nin hastanede yapacak bir işi var, ben de bu süreyi motorumu tamir ederek geçirmek istiyorum.

Zeki hastaneye sapıyor. Ben ve Hakan da bir motor tamircisine giriyoruz. Ahmet önden gittiği için kaybettik onu. Biraz sonra telefonla arıyor. Yerimizi söylüyoruz. Az sonra Ahmet yanında bir motordaşımız ile beraber geliyor. 112 Acilde ambulans şöförü olarak çalışan recep bey de Xt600 kullanıcısı imiş. Kısa bir tanışma faslının ardından Erzincan daki motorcuları falan sayıyor bize yedek parça bulmaktaki zorlukları, mesafe yüzünden diğer illerdeki motorcularla buluşamadıklarından falan yakınıyor.
Motormu tamir etmemde , yedek parça bulmamda çok yardımcı oluyor. Biraz sonra Zeki yanında 650 lik V-Stromu olan bir arkadaş ile geliyor. Bu gelen doktor Mehmet Bey,
Oda yeni başlamış motor kullanmaya. Kısa bilgiler verip . Yeni başladığımızda başımızdan geçenleri, karşılaştığımız zorlukları anlatıyoruz.
Etraf çok feci sıcak. Açmısınız diye soruyorlar, “Eveeet” diyoruz. Bizi çok güzel döner yapan bir yere götürüyorlar. Adını şimdi hatırlamıyorum ama eğer Erzincan a giderseniz hemen 112 yi arayıp Recep i isteyin. O sizi götürür.
Yemekten sonra motorları yıkatıp zincir bakımı yapıyoruz. Kısa bir çay molası veriyoruz. Fotodakiler soldan sağa sıra ile Hakan, Recep, Mehmet, Zeki.

Yolcu yolunda gerek Ahmet ile Fatoş Gümüşhane tarafına doğru yol alıyorlar. Biz ise Erzuruma doğru devam ediyoruz.
Sıkı sıkı tembih ediyorlar. Çok radar var, hiç göz yaşına bakmıyorlar diye.
Erzurum yolunda tıngır mıngır ilerliyoruz. Yolar çok güzel. Bakımlı, Tenha sayılır. Neredeyse özel araç yok denecek kadar az. Bir iki otobüs biraz Tır o kadar.

Erzurum girişinde ılıca var. kaplıcaları ile meşhurmuş ama kaplıcalarda geceleme imkanı yok. Erzuruma doğru devam edip, hemen öğretmen evini soruyoruz.

Çok güzel bir yapı. Öğretmen evinde Zeki devlet memuru olduğu için kalabiliyor. Benim kartım var ama evde unutmuşum. Zeki sayesinde üçümüzde öğretmen evinde kalabiliyoruz. Ancak bir şartla 2 kişi bir odada kalacak ve tek kalan 3. de başka birisi ile kalacak aynı odada. Resepsiyondaki kıza çekincelerimizi dile getiriyoruz. Yanımızda kalacak tek kişin sabaha sağ çıkamayabileceğini söylüyoruz icon_smile.gif
Çözüm olarak Zeki fark vererek odada yanlız kalıyor. Hakan ile ben kader arkadaşı oluyoruz.
Öğretmen evlerinin bir cins özelliği de şöyle gece 00:00 dan önce girmeniz gerekiyor aksi halde içeri almıyorlar. Bide sıcaksu 21:00 ile 23:00 arasında akıyormuş.
O kadar sabredemiyoruz Soğuk su ile ilk duşumuzu alıyoruz (çakı gibi oluyoruz valla)
Erzurumda ne yeneceğini çok iyi biliyoruz.
“CAĞ KEBABI”
Öğretmen evinden tarif alarak gittiğimiz yeri pek beğenmiyoruz. Köşe başında devriye aracındaki polis memurlarına soruyoruz. Gayet şenlikli şakalaşmalı kısa bir sohbetin ardından bize “Gel-Gör” adlı yeri öneriyorlar.

Gezi sırasında gerek askerler gerekse Polisler olsun çok sıcak davranıyorlar bize (bunu özellikle belirtmek istedim)

Gel göre gidip bir masaya kuruluyoruz hemen kebap istediğimizi söylüyoruz. Salata, Şalgam suyu falan da söylüyoruz.
İlk şişler geliyor. Bir çırpıda bitiyor. O ne lezzet size anlatamam . tadı hala damağımda , methettikleri kadar varmış. Hop bi tane daha, bi daha, bi daha , bi daha….
Adam başı 5 tane yiyoruz.
Ardından kadayıf ve incir dolma.
Kapanış olarak çay.

Doymuş ve gayet keyifli bir şekilde ayrılıyoruz oradan. Taksi durağındaki taksiciye rahatça içki içebileceğimiz bir yeri soruyoruz. Bize pek fazla yer olmadığını söylüyor ve bir birahanenin adresini veriyor (motorcu ve bira ayrılmaz ikili diyip) hemen buluyoruz birahaneyii. Birer bira içip tutuyoruz otelin yolunu. Bu arada yayayız onuda belirteyim.

Hooopp yatak .Öğretmen evi gayet temiz. Mis gibi uyku.
Horrr. Zzzzzz. Horrr. Zzzzzzz.

6. gun
1815-2105 km.

Sözleştiğimiz vakitte kalkıyoruz. Hemen Hakan a horladım mı diyorum. Biraz , ama rahatsız olmadım diyor.
Kahvaltı yapılacak mekanı arıyorum. Otel biraz karışık. Sonunda buluyorum ilk oturan ben oluyorum masaya. Hakan da biraz sonra geliyor. Kahvaltı zayıf. Dün gece yediğimiz kebaplardan sonra kesmez bizi ama napalım idare etcez artık. icon_smile.gif Zeki de geliyor kahvaltıyı yapıyoruz.
Zeki gece bir ara ateşinin çok çıktığını galiba gribal bişey olduğunu ancak iyi hissettiğini söylüyor. KAhvaltıdan sonra Hakan la ben ispirto aramak için dışarı çıkıyoruz. Sora sora bağdat bulunur misali ispirtocu amcayı buluyoruz ama dükkan kapalı hemen gelir diyorlar. Biraz dolaşıyoruz bizde bu vesile ile Erzurum sokaklarında.
Hacı amcam geliyor. Napcaksınız diye soruyor. Bende acaba içeceğimizi falan mı sandı diyerek hemen “yakacaz amca ocakta” diye cevap veriyorum.
Ama amcamın derdi başkaymış. Ağrıyan yerlere falanda sürülürmüş ispirto (ben bilmiyordum.) Ağrıyan yere sürülecekse içine “kafirun” denen bişey atılacakmış Oda amcamda yokmuş, onu söyliycekmiş bize .

Eskişehir inönüde yediğim radar cezasını ödemem lazım yoksa 2 ye katlanacak ceza hemen bir internet kafe buluyoruz. Cezamı ödüyorum bu arada sizede bir iki şey yazıyoruz oradan (bknz. “rüzgarın babası erzurumdan bildiriyor” topiği)

Otele çıkıyoruz Zeki biraz dinlenmiş ve toparlanmış. Çantaları motorlara yüklüyoruz. İstikamet Doğubeyazıt. Oralara kadar çıkmışken Ağrı dağınında motorla gidilebilecek en yüksek yerine kadar gitmek istiyoruz ama izin gerekiyor. 9. kolordu komutanlığı Öğretmen evinin hemen yanında. Orada Bir binbaşıyı görmemiz gerekiyor. Ağrı dağı için izinler ondan çıkıyormuş çünkü.
Görüşmek için kolorduya gidiyorum. Şort, dağ botu , tişort falan var üzerimde . İçeri alırlarmı diye bir an düşünüyorum. Ama sorunsuz giriyorum içeriye. Binbaşı beni karşılıyor, kısa bir tanışma faslının ardından sohbet koyulaşıyor. Bölgedeki gelişmeleri soruyorum. “sıcak” diyor. Yol güvenlimi diyorum. Gündüz istediğiniz gibi gidin, ancak geceleri küçük yerlerde kalmayın diyor.
“Kanas” diyorum. O ne diyor.icon_smile.gif (Ahmet olm lafım sana) icon_biggrin.gif icon_biggrin.gif icon_biggrin.gif
Ağrı dağı bölgesi 15 gün kadar önce binbaşının yetki bölgesinden çıkartılmış, Elazığa bağlanmış. Elazığdaki Subayı arıyoruz yerinde yok. Ama problem olmaz diyor. Türk vatandaşına serbest diyor. Ağrı da tugaya gidin onlara sorun diyor. İnanıyoruz kek gibi.

Otele dönüp durumu arkadaşlara anlatıyorum. İyi diyorlar. Motorlara atlayıp Erzurum içinde dolaşmak istiyoruz ama ne mümkün.
İlk kavşakta Kocaman kırmızı bir tabela “Palandöken Kayak Merkezi” Dağlar bizi çağırıyor. “ Dağlara gel canım, dağlara gel dağlara”
Kırmızı tabelaları takip ederek çıkıyoruz palandökene doğru, yol bitmek bilmiyor ve yükseldikçe yükseliyor. Yolun zirveye kadar çıktığından eminiz çünkü tepede TRT nin vericisi var. Yolun son kısımları iyice bozuk bir hal oluyor ama korkmuyoruz yoldan.
Tepede fotoğraf molası.
3176 m Büyük Ejder Tepesi
Erzurum u çok beğeniyoruz. Modern bir havası var, etrafı yemyeşil otlar, gecekondu fala fazla yok. Birde yüksekten fotoğraf çekiyoruz. İşte Erzurum orası.

İnişe hazırlandığımız sırada Tepeye yürüyerek çıkan “Gerçek” dağcılarla karşılaşıyoruz. Onlarda Ağrı dağına çıkmak için önceden izin aldıklarını ama bütün izinlerin iptal edildiğini. İlk önce Allahu Akber Dağlarına oradan da Kaçkarlara gideceklerini söylüyorlar.
Temkinli bir şekilde aşağıya iniyoruz. Aşağıda durup diskleri kontrol ediyorum. Fren diskleri ateş gibi el değimiyor.
Öğle vakti olmuş, yemek zamanı. Gene gel-göre gidip kebap ve kadayıf dolması yiyoruz. Erzurum u güzel kebapları ve tatlıları ile anacağım hep. icon_biggrin.gif
14:30 gibi ağrı ya doğru yola çıkıyoruz. Yolda zeki önden gazlıyor yetişemiyoruz adama.
Horasan yakınlarında yağmur atıştırmaya başlıyor , kendimizi poşetliyoruz.

Ağrı ya vardığımız zaman tugaya gidiyoruz . Ancak görevli subay izinde, yerine bakan astsubay da toplantıda imiş. Gene salıyorlar bizi. Eeee Doğubeyazıtda da tugay var onlara niye sormuyorsunuz diyorlar. Peki peki anladık. Benzin alıyoruz. Sonraki durak Doğubeyazıt.
Doğubeyazıt yolu üzerinde Ağrı Dağı nı gördüğüm ilk yerde fotoğraf çekiyoruz.

Doğubeyazıta Zeki bizden önce girmiş telefonla arıyoruz bir yer tarif ediyor. “Doğubayazıt Dağcılığı ve Turizmi Geliştirme Koop.”
Dağcılık fedarasyonuna bağlı Ağrı dağı rehberlerinin buluşma noktası. Gerçekler açığa çıkıyor. Dağa çıkmak için Ağrı valiliğine başvuracaksın , Ama izin en az 3 günde çıkar. Yabancı uyruklular 3 ay önceden başvuracak. Dağa hiçbir şekilde rehbersiz çıkılmıyor, rehber 250 $ istiyor. Pazartesi günü çıkacak olan yabancı bir grup var isterseniz Pazartesi ye kadar yetiştiririz izni diyorlar. Teşekkür ederiz biz almayalım diyoruz icon_biggrin.gif

EMOK sim-er oteli öneriyor.Hangi otelde kalalım diye soruyoruz. Deprem den sonra herkesin çadırda kaldığını bizimde çadırda kalmamızı, İki adet çadır kamping olduğunu İshak Paşa Sarayı yolunda olduğunu söylüyorlar.

Gece yemek için alışveriş yapıp yola koyuluyoruz.Menüde şarap davar bugün.
Kampinglerden birisi Sarayın altında, yanılmıyorsam adı Murat ın yeri. Diğeri ise üstünde oda “paraşüt’ün yeri” muratın yeri daha doğru düzgün bir yer ama diğerinin de manzarası iyi.
Manzarayı tercih ediyoruz. Süper bir yer. İshak Paşa ya komşu oluyoruz anlayacağınız. Yemek yiyip, sohbet edip yatıyoruz. Yarın program yoğun.

7.gun
2105-2385 km

Kamp yerimizin manzarası mükemmeldi. Sabaha karşı çadırın üzerine güneş vurur vurmaz içerisi durulmayacak kadar sıcak olduğu için uyanmak zorunda kaldık.
Zeki ile Hakan ın surat ifadelerindne hala uyudukları anlaşılıyor zaten icon_biggrin.gif

Kahvaltımızı yaptıktan sonra gürbulak sınır kapısına doğru hareket ediyoruz.. Zeki mesafe kısa biraz sivil gidelim diyor. Ben ve Hakan “cık” diyoruz. Tam kıyafet giyiniyoruz. Zeki motor pantolonu giymiyor . Gürbulak sınır kapısı doğubeyazıttan yaklaşık 20 km ötede.
Yolda kontrol yapan jandarmaları görüyoruz. Sınır ticareti yapan münibüsleri arıyorlar dönüş yolunda.
Sınır kapısına doğru sadece sınır ticareti yapan minibüsler ve tırlarla karşılaşıyoruz. Ha bide karşıdan bisikletle gelen biri. Malezyalı imiş bişsikletle dünya turu yapıyormuş. Hakan da eski bisikletçi olduğu için biraz sohbet ediyor, sonra ayrılıyoruz. Gürbulak a geldiğimiz zaman etraf ana baba günü. Sıra bekleyen tırların arasından süzülerek kapının önüne kadar geliyoruz. Burası gümrüklü bölgenin girişi. Halimizi anlatınca bize ziyaretci kartı veriyorlar. Motorları emin bir yere parkedip. Sivilleşiyoruz. Motor kıyafetlerimizi gümrük memurlarının olduğu klübeye bırakıyoruz.
Gümrüklü sahayı geçince gerçek sınır ve iran ı görüyoruz. Etrafta bir sürü kara çarşaf giymiş insan var. Arabaların arasında yerlere serdikleri örtülerde elleriyle garip yemekler yiyorlar. Sınırdaki binaalar gayet modern ve yeni görünüyor.
Free shopa gidiyoruz. Biraz fiyat incelemesi yaptıkta sonra 1 lt lik Baileys lerden alıyoruz. Parfümler,sigaralar falan pahalı geliyor.
Kısa bir turdan sonra dönüp motorlarımıza biniyoruz. Moral bozucu bir tabela var orada icon_smile.gif

Doğubeyazıt’a 2-3 km kala yağmur atıştımaya başlıyor. Doğubeyazıtın içinde iyice sağanak halini alıyor. Zeki sivil olduğu için basa basa gidiyor yağmura fazla yakalanmamak için. Bizim tuzumuz kuru ağır ağır gidiyoruz.
Çantaları kamping deki binada bırakmıştık. Onları almak için gidiyoruz. Bu arada kampta Ağrı dağına çıkacak grubunda olduğunu söyliyim. Hepsi ufak tefek genç tipler. Alman bir kız var. Biraz sohbet edip. Türkiye hakkındaki görüşlerini alıyoruz. Beğendiğini söylüyor ve yaşının 21 olduğunu öğreniyoruz. Bir de o gruptan bağımsız Amerika lı kız var oda 24 yaşında imiş ve 1 aydır tek başına Türkiye yi geziyormuş. Biz kendi ülkemizde bu kadar rahat gezemiyoruz,helal olsun onlara.
İshak paşa sarayınıda gezmeyi unutmuyoruz tabi.




Çantaları yükleyip yola çıkıyoruz. İstikamet Iğdır, Digor, Kars.
Iğdır yolu üzerinde tekrara Ağrı dağı fotosu çekiyorum. Dağ gerçekten çok etkileyici, insanı büyüleyici bir güzelliğ var.

Zeki bastırdı gitti gene. Abicim adamda 200 lük makina var biz o kadar basmıyoruz. Makinanın sınırlarını öğrenmeye çalışıyor galiba.
Iğdır da karnımızın çok acıktığını farkedip bir lokantaya dalıyoruz. Adı “iranlılar lokantası” ama içeride hiç iranlı göremiyoruz icon_biggrin.gif
Iğdır ovasının methini duymuştum ama bu kadar güzel olabileceği tahmin etmemiştim. Çukurova da ne yetişirse Iğdır ovasındada aynısı yetişirmiş. Dümdüz bir arazi ve hertarafı ekili. Bu toprakları gördükten sonra Ermenistan ın buralar üzerindeki emellerine şaşmamak gerek.
Digor yoluna doğru giderken tuzluca yı geçtikten sonra bir jandarma kontrol noktasında durduruyorlar bizi. Hayırdır diyorum içimden. Bir bakıyorum Zeki nin motorda orada ama zeki yok. Beni durduran ere “Arkadaşımızı tutukladınız , onu kurtarmaya gelmedik” diyorum gülüyor. Bize çay ikram etmek istediklerini söylüyorlar. Küçük bir klübe var. Zekide içeride soyunmuş dökülmüş, çayını yudumluyor. Bizde oturuyoruz yanına. Görevli jandarma uzman çavuş sorularımızı gayet içtenlikle cevaplıyor. Terörizmin en sıcak olduğu zamanlarda bölgede yaşananları , Sınır ticaretinin max. Olduğu zamanlarda insanların tankerlerle günde 20 milyar nasıl kazandıklarını anlatıyor. Bu yüzden güzelim ığdır ovasını ekip biçmeyi bıraktıklarını anlatıyor. İçimiz sızlayarak dinliyoruz anılarını.
Vedelaşıp ayrılıyoruz. Digordan geçerek Karsa doğru ilerliyoruz. Manzara bana Windows XP nin bliss desktop wallpaperını andırıyor. Hani şu yemyeşil bir çayır varya orasını işte.
Hakan önde ilerliyor. Bir virajı döner dönmez bir sürü inek ve ineklerin önünde durmamız için bize işaret yapan hakan ı görüyoruz. İnek sürüsü bütün yolu kapatmış üstümüze doğru geliyor. 3-4 tanede araç mahsur kalmış geçecek yer bulamıyorlar. Zeki ile ben hemen tarlaya dalıp tarladan geçerek inek sürüsünü atlatıyoruz ama hakan arada mahsur kalıyor icon_smile.gif Aralarda bir yerde Hakan ı görebilirsiniz.

Hakan ın dediğine göre sürüde 2000 inek varmış. Arabalara sürterek geçen inekler Hakan ve motorunun en az 1 m uzağından geçiyorlarmış.
Kars a hava kararmadan varıyoruz. Güzel bir otel arıyoruz. Sim-Er veya Karabağ oteli öneriyorlar. Karabağ otel de karar kılıyoruz. Odalara yerleşip duş faslından sonra temel içgüdümüzle yiyecek birşeyler aramaya yöneliyoruz. Otelin karşısında Kars Kaşarı satan bir yer var oradan teker teker kars kaşarı alıp kargo ile evlerimize gönderiyoruz . Fiyatı çok makul kilosu 7 milyon , kars gravyeri kilosu 20 milyon. Kavurma kilosu 20 milyon. (Latifoğlu peynircilik 0 474 2128508- Gerçekten çok lezzetli. Daha dün arkadaşlarla birleşip 25 kg peynir siparişi verdik. Kargo ile eve gönderiyorlar.)
Şelale diye bir yerde yemek yiyip otele dönüp yatıyoruz.
Gece Hakan küçük bir kaza riski atlatıyor. Kars ı nasıl buldunuz diye soran Kars lılara “”tehlikeli” diye cevap veriyor artık icon_sad.gif

8.gün
2385-2500 km

Gözlerimi açıyorum. Alarmın sesini duymadım. Tüh geç kaldım ama kapıma gelen giden de olmadı. Demekki onlarda geç kalmış. hehehe .iyi.
Zeki yi uyandırdım. Hakan ın odası 101 idi dur onun yanına gidiyim. Ama 101 i kimse açmıyor. Resepsiyona sordum arkadaşınızın odasında bir arıza oldu onu 301 e aldık dediler. 301 e çıkıyorum. Naber diyorum. Ooo ben kalktım kahvaltımı yaptım diyor. Ne arızası diyorum?
Adam (Hakan) duşu kırmış duş alırken. Ve sıkı durun 301 dekini de kırmış ama utanmış artık odamı değiştirin demeye.
Kahvaltı ya iniyorum. Ooo peynir, bal, tereyeğı, pasta börek bir sürü şey var. Kars a özgü olan lardan kendime bir tabak yapıyorum.
Masaya oturuyorum. Gözüm karşı masadaki adama ve yanlarındakilere takılıyor. Adam benim Üniversite de genel kimya dersi aldığım hocaya çok benziyor. Onun yanındaki bayanlar ise üniversitede “kimya eğitim” bölünmündeyken (o zamnlarda eşimle aynı sınıfdaydık) aynı sınıfta olduğum arkadaşlara benziyor ama tam emin değilim. Hemen hanımı arıyorum .
- Alo..
- Canım senin şu şu arkadaşın ne iş yapıyor.
- ODTÜ de asistan galiba
- Şu anda karşımda oturuyor .
- İyi selam söyle o zaman

Yıllardır görmediğim arkadaşlarımla Kars da karşılaşıyorum. Kafkas Üniversitesinin organize ettiği bilmem kaçıncı kimya kongresine gelmişler. Zeki de Karaelmas üniversitesinden gelenleri tanıyor.
Dostlarla Üç-beş muhabbet edip Ani Harabelerine gitmek üzere ayrılıyoruz. Onlarda bir önceki gün gitmişler. Çok güzel diyorlar.
Harabeler geçmiş yıllarda askeriyeden izin alınarak girilebiliyormuş ve fotoğraf çekmek yasakmış. Bu sene serbest giriş yapılabiliyor.

Çantaları otelde bıraktık. Motorlar bayağı hafifledi. Ani yolu yaklaşık 45 km. Yol çok güzel. Çayır, çimen. Etrafta başı boş gezen hayvanlara dikkat etmek gerek. 110-120 arası bir hızla gidiyoruz.

Yolda Ermenilerin katliam yaptığı bir köyün içinde katliamı anlatan bir yazıt ve şehitler için dikilmiş bir anıt var. Bi de şiir eklemişler. O psikoloji ile şiir beni çok etkiliyor. Sizinle paylaşmak istiyorum.

Ani ye sabahın köründe ilk biz giriyoruz. Kapıda bilet kesen görevli kısa bir tarihçesini anlatıyor. 4-5 saat de gezemezsiniz diyor. Çok büyük bir yer.
Motorları gölgeye parkediyoruz. Bilet kesen görevli ben bakarım diyor. Mont, kask, pantalon vs de bırakıyoruz orda.
Ani de bir çok eski taş bina var ama şehir 7000 yıllık tarihinin yarısından fazlasında Türklerin elinde olmasına rağmen ayakta kalan yapılardan ancak %30 u türk yapısı diyebilirim. Diğerleri klise falan. Ve Türk mimarisi olmayan yapılar.
Bir sürü gayet sağlam ve ayakta kalmış taş bina var.

Bu fotoğraf ordaki en büyük kiliseye ait,

Bu da caminin içinden bir görüntü.

Karşıda görülen yapılar Ermenistan sınırları içinde

Bu köprüde eskiden ipek yolunun üzerindeymiş. Sonra yıkılmış tabi. Irmağın karşısı gene Ermenistan.

Ziyaretimizi bitirip motorların yanına döndüğümüzde bir yolcumuz olduğunu görüyoruz. “Abi saatlerdir bekliyorum bir vasıta geçmedi beni 7 km ilerdeki köye kadar götürürmüsünüz diyor”
Kask diyoruz, Mont diyoruz. Abi bişi olmaz diyor. Biletçide ona arka çıkınca ben alıyorum arkama.
Böylece ilk 7 km yi tırıs-tırıs gitmek zorunda kalıyorum. Ne ise yolcumuzu bırakıp otele dönüyoruz. Bu arada arka el tutamaklarının vidalarından birinin düştüğünü görüyorum. O Vida en az 2 cm diş ile yerine tututuruluyordu Nasıl düşmüş anlamadım. Kars da sanayi ye gidip vida alıp takıyorum.
Motorları yükleyip yola çıkıyoruz. İstikamet Yusufeli. Ahmetlerle bu gece orada buluşacaz. Onlarda Ayder yaylası, Artvin, Sarp sınır kapısına falan gitmişler. Kaçkarlarda kamp yaptığımızda yemek için 1 kilo nefis kars kaşarı ile 2 kilo kavurma alıyoruz.
Rotamız şöyle . Kars – Erzurum yolundan Selim e kadar gidecez. Selimden sonra Allahuekber dağlarından trans geçip Şenkaya ya varacaz. Ordan ve elini Yusufeli.
Selim e kadar kazasız belesız geliyoruz. Köy yolları atlasının dediğine göre bu köyler birbirine bağlı. Ama ne mümkün yollar çok bozuk atla ancak gidilir. Yolda 2 de atlı görüyoruz zaten icon_biggrin.gif En üstteki haritada başköy ile kürkçü arasındaki yoldan gidiyoruz. Autoroute da görünmüyor o yol. AMa emok un haritasında var.
İte kaka, Hakan ın söylenmelerini dinleye dinleye yol alıyoruz. Hiç düşmüyoruz motoru devirmiyoruz ama bu bozuk yollarda. Yol biraz düzelmeye başladığında nefis bir manzara çıkıyor karşımıza.


Yolda BTC inşatına ait bir tabela görüyoruz. Yapan konsorsiyumun doğa ya olan saygısını gözler önüne seriyor bu tabela .

Bu fotoda tabeladan boru hattının geçeceği yere doğru bakarken çekildi.

Bir müddet yol aldıktan sonra bir yayla görüyoruz. Zeki yol sormak için yaylanın içine giriyor ve oradan çay ikram etmek için davet aldığımızı söylüyor. Kabul ediyoruz. Çok misafirperver insanlar. Bu yayla Erzurum un Şenkaya ilçesinin yaylası imiş.

Bu ev sahibimiz.

Eşi bize salata yapıyor.

Ocak üzerinde kuymak pişiyor.

Sofra kuruluyor.

Afiyetle yeniyor. Kuymağı yemenin en lezzetli yolu şu; yöreye ait. lifli peynirden bir parça alıyorsunuz. Onu kuymağa batırıp atıyorsunuz ağzınıza. Hımmm.

Yemek sonrası çay sohbetinden bir kare. (pardon dikdörtgen)

Saat 16:00 gibi ancak ayrılabiliyoruz yayladan.
Şenkayaya inip sakin bir gece sürüşünün ardından gece 22:00 gibi yusufeline ulaşıyoruz. Ahmet le hava kararmadan gelmişler ve kendilerine bir çadır kamping bulmuşlar. Hakan la ebnde aynı yerde kamp kuruyoruz. Zeki öğretmen evine gidiyor.

9. gün
2700-2750 km (buralarda günlük km kayıtlarımda bir gariplik var, kusura bakmayın.) arad bi 200 km kayıp görünüyor. icon_sad.gif hatanın kaynağını bulunca düzeltecem söz.

Wrooommm, wroooommmm
Sesleri ile uyanıyorum. Saat daha 06:30 kim bu münasebetsiz derken, zeki hadi kalkın diyor.
Öğretmen evinde rahat uyuyamamış. Sabahın köründe kalkmış, çantalarını falan toplamış dikilmiş başımıza.
İyi kalkalım bari dedik. (zeki varken zaten uymak mümkün değildi) çadırların dış tentesi nefeslerimiz yüzünden sanki içeriden yağmur yemiş gibi ıslaktı. (bütün havalandırmalar açıktı oysa)
Dış tenteleri kuruması için kampingdeki çamaşır iplerine astık. Sonra kahvaltıya girmek için hazırlandık ve atladık motora.icon_smile.gif hehehe.

Korkmayın bişi olmadı. Dayanıklı motormuş vesselam.
Çarşıya inip kahvaltı yapcaz. Canımız çorba istiyoru. Giriyoruz bir lokantaya oda ne? Adam cağ kebabı yapıyor. Sabah sabah hemde. Bir sürü müşteride sırada. Biz ilk önce günün çorbasından yiyoruz sonrada zeki deneme amaçlı 1 şiş cağ kebabı yiyor. Erzurumdaki kadar lezzetli değil ama büyük şehirlerdekilerden de iyi diyor. Ama fiyatı çok uzuz şişi 1.5 milyon.

Benzin almak için yusufelindeki 2 benzinciden ahmetle ben birine hakan ile zeki diğerine gidiyorlar. Her iki grupta gelsinler diye diğerlerini bekliyor ama kimse gelmiyor. Çüğnkü başta kimse bize 2 benzinci olduğunu söylememişti.
Benzinciye Büyük deniz gölüne gitmek istediğimizi söylüyoruz.
2 alternatif var.
1. olgunlar üzerinden 4.5 saat motor yolculuğundan sonra 1.5 saat yürüyüş.
2. Yüncüler üzerinden 2 saatlik motor yolculuğundan sonra 4.5 saat yürüyüş.
Alışveriş yapmak için çarşıya gidiyoruz ve orada hakan ve zeki buluyoruz.
Ve 2. alternatifi seçiyoruz. (hata)
Güzel bir alışverişin ardından ispir yolu üzerinden devam ediyoruz arada yüncüler tabelası varmış oradan sağa dönecez.
Önde ben varım.
Tatlı virajlardan yavaşça ilerlerken yerdeki kayısı lar dikkatimi çekiyor. Yerdeki kayısılar ancak bir kayısı ağacından düşmüş olabilir dimi?
Hemen kenara yanaşıp, etrafı kontrol ediyorum ve ilk gelen ilk çıkar kesabı kayısı ağacına çıkıyorum. Rahatım, çünkü kayısı ağacı bir bahçe sınırları içinde değil.
Ağaçtaki şahıs ben oluyorum.

50 km lik yolu yaklaşık 2 saatde alıyoruz. Yol yükseklere çıktıkça bozuluyor.
Yüncüler köyüne geldikten sonra 2-3 km daha bozuk bir yolla yüncüler yaylasına gidiyoruz.
Yolun son 500 m sinde bizi bir dere geçişi karşılıyor . çok derin sayılmaz. Hakan, Zeki, Ben bir çırpıda geçiyoruz. Ahmet in yük çok fazla ve 2 kişiler.
Ahmet eşini indiriyor.
Dereyi geçerken durmak zorunda kalıyor ve ayakları sırılsıklam ıslanıyor.


Sonra Fatoş da dereyi başka bir motorla geçiyor. icon_biggrin.gif icon_biggrin.gif


Yaylanın manzarası çok güzel.

Az ileride yayla evleri var. Motorları gölgeye bırakıp. Bizde oradaki boş bir evin balkonuna yayılıyoruz. Birazdan yayla sakinleri geliyor. Hoş-beş muhabbetin ardından, çay, peynir, ekmek vs den oluşan bir aparatif hazırlıyorlar bize. Yanına kavurma yapıp yiyoruz.
Yolun tarifini kimden alacağımızı araken. Rehber ayağımızın dibine geliyor. İsmi “Tevrat”,yüncüler köyünden. arkadaşlarını davet etmiş, yaylada ziyafet vermiş. (ziyafete yetişemedik tabi) yolu tarif ediyor . ama gidemezsiniz hava kararmadan yetişemezsiniz diyor. Saat 15:30 gibi çantalarımızı 1 günlük yiyecek ve gece kalmamıza yetecek kadar kamp malzemesi alarak zeki, hakan ben yola çıkıyoruz. Ahmet ve Fatoş gelmiyor. Onlarda yaylada bir gece kalıp ertesi gün ispir üzerinden anzer yaylasına gitmeye karar veriyorlar.
Yolun yayladan görünen kısmını erkekliğe pislik bulaştırmamak için bayağı tempolu gidiyoruz. Yayla gözden kaybolunca tempomuzu düşürüyoruz. Dağ yürüyüşü sırasında performanslarımız bakarak Zeki ye “dağ ayusu” (ayu gibi yemek yediği için) hakan a “dağ geçisü”, bana da “dağ neardanteli” (yanlış yazadım bunu) lakaplarını veriyoruz . niye olduğunu zeki ye sormak lazım.şakalaşarak, muhabbet ederek keyifle yürüyoruz.

Süper bir manzara eşliğinde yaklaşık 4 saat yol alıyoruz. Su problemi yok heryer kaynak suyu ve erimiz kar dereleri, Ancak su çok soğuk mutlaka biraz bekletip içmek gerek. Yolun son kısmı bayağı dik ve tırmanış bana çok efor kaybettiriyor. Saat 19:30 hava kararmak üzere ve tepede gördüğümüz manzara bizi büyülüyor ve ürkütüyor. Bu manzarayı görünce buradan yürüyerek Büyük deniz gölüne gitmenin bize çok vakit kaybettireceğini anlıyoruz. (alınacak ders: yöre yerlilerini dinle)

Başım felaket derecesinde ağrıyor, üşüyorum. Terli kıyafetlerimi değiştirip fotoğraf çektiriyorum.
Fotoğrafta gülüyorum ama başım çatlıyor sanki. 3400 m civarındayız. Dağ hastalığı başlangıcı veya kondisyonsuzken aşırı efor harcamaktan olabilir diyor zeki. Aladağlarda da 3200 m civarlarında başım ağrımaya başlamıştı ama orada çok efor sarfetmemiştim.
Dağ hastalığı hakkında ayrıntılı bilgiyi akut un sayfasında bulabilirsiniz.

http://www.akut.org.tr/modules.php?name=News&file=article&sid=1999

Hava kararmadan 100 m aşağıya iniyoruz. Başım hala ağrıyor.
Sadece zeki nin çadırı almıştık yanımıza. Çadırı kuruyor zeki. bende matı tulumu atıp hemen dinlenme moduna geçiyorum. Hakan ile zeki laylay lom yemek pişiriyorlar dışarda. Menude kavurma, salata, kaşar peyniri var. Benim kılımı kıpırdatacak halim yok. 1 saat uykudan sonra kendime geliyorum ama acayip terlemişim. Tekrar üstümü değiştiriyorum. Artık başım ağrımıyor. Ekmek arası kavurma veriyor can dostlarım bana çadırın içinde yiyiorum. Zeki “çadırın içine dökme” demeyi ihmal etmiyor.
Biraz sonra onlarda geliyor. Sığıyoruz ufacık çadıra. Gece içeride terliyorum. Tulumun içinden çıkıp iç tentenin çadırın fermuarınıda azıcık aralıyorum.
Ertesi yarın…

10. gün
2750-3040 km

Sabah erken den kalkıyorum. İyiki gece çadırın kapısını açmışım. Dış tentenin içi sanki hortumla yıkanmış gibi tulumların başı ve kıçı iç tenteye değdiği için sırılsıklam olmuş. Hakan ve ben kenarda zeki ise ortada yatmıştı ama zeki yatarken ayaklarını görüyordum şimdi ise başını görüyorum. Gece takla atmış olmalı. Nem oranı çok azdı geceleyin. Terli giysilerimi dışarıdaki kayaların üzerine sermiştim umarım kurumuştur diyorum içimden. Çadırdan ilk çıkarak münasip bir yerde çiçek topluyorum icon_biggrin.gif (anlamayan özelden sorabilir)
Giysilerim kurumuş. Onlardan uygun olanlarını giyip diğerlerini çantaya tepiyorum. Zeki ile hakan da kalktı zaten. Hemen bir demlik su ısıtıyoruz. Bu kampta ispirto gücü ile çalışan trangia ocak kulanıyoruz . 70 lik ispirto almıştık. Gezi sonuna kadar yetti bize. Akşamdan hakan ve zeki çekirge lerinden kalanlarla ve ısıttığımız su ile jacobs 3 in 1 eşliğinde kahvaltı yapıp fazla oyalanmadan inişe geçiyoruz.
Yaylaya erken inebilirsek belki ahmetlere yetişebiliriz. Ama ne mümkün yukarı çıkarken geçü gibi giden hakan bu sefer sürünüyor. Ona verdiğimiz dağ geçüsü lakabını dağ timsahına çeviriyoruz.
Yukarı çıkışımız 4.5 saat sürmüştü. Aşağı inişimiz ise 1.5 saatde bitiyor. Yüncüler yaylasın sabah manzarası da aşağıdaki gibi oluyor. İnsanın saatlerce seyredesi geliyor. Karşı tarafta görkemli dağlar ve altımızda uzanan yeşil doğa.

Motorların yanına gittiğimizde ahmedin yerinde yeller estiğini görüyoruz. Çantalarımızı yaylacılardan birinin evine bırakmış. Çantalarımızı alıp temizleniyoruz., üstümüzü başımızı değiştiriyoruz. Yerde 1 tane üzüm tanesi görüyor zeki ve onu yıkayıp yiyor. 1 kilo üzüm için 5 milyon verirdim şimdi diyor bize.
Saatlerimiz öğle yemeği vaktini gösteriyor. Zeki kavurma yemekten kusacak hale gelmiş . Ne yesek diye bakınırken yaylacı komşumuzdan güzelce temizlenip yıkanmış en az 1 kilo üzüm geliyor.
Heyoooo diyor zeki. Kalbimiz temizmiş. Tadını çıkarta çıkarta yiyoruz. Motorları parkettiğimiz kuytudan çıkartıyoruz. Hakan ın motor ilk başta çalışıyor sonra biraz gaz veriyor ve f650 stop ediyor. Ve ne yaparsak yapalım bir daha çalışmıyor.
Ayvayı yedik.
Boğuldu herhalde motor diyoruz. Alet edevat çok . hemen bujileri çıkartıyoruz. Hımm evet bujilerin görüntüsü hiç hoş değil.
Küçük bir ateş yakıyoruz ve bujimizin ucunu bu ateşte tutuyoruz ucu iyice yanıyor. Daha sonra elimizdeki ince zımpara ile temizliyoruz. Sonra diğerine aynı operasyonu yapıyoruz.
Xt600 imdada yetişiyor. Takviye kabloları ile kardeşi f650 ye destek oluyor. Takviye işleminden sonra ilk önce ateşlemeyi kontrol ediyoruz. İki bujidede ateşleme tam. Fasılalarla inat ederek deniyoruz ve sonunda çalıştırıyoruz kara meleği.
Zeki hiç iyi görünmüyor. Son günlerde üzerindeki kırgınlık oldukça artmış. Yaşlı tabi nolcak bize ayak uyduramıyor. icon_smile.gif
Zeki ben o göllere gitmeden dönmem abi diyor. Ama bizde dağların kuzey yamacındaki diğer yaylaları görmek istiyoruz ve zeki ile yollarımızı burada ayırıyoruz.
Zeki yusufeline dönecek ve olgunlar tarafından göllere çıkacak. Biz ise ispir – ikizdere yolu üzerinden ayder yaylasına gideceğiz.
Biz f650 ile uğraşırken zeki yola çıkıyor ve kendisinden bir daha haber alamıyoruz .icon_smile.gif
F650 çalıştı ama gene gaz yememe problemi var. Çantaları yükleyip aşağıya inişe geçiyoruz.
Yusufeli ispir arası yolun kaplaması yer yer bozuluyor max 70 km hız güvenli sayılabilir. Ama yanı başımızda akan çoruh un coşkusuna ortak oluyoruz ispire kadar sadece bir yerde fotoğraf molası veriyoruz. Fotoğraf tam olarak 3 boyut hissini uyandırmıyor ama kanyon gerçekten çok etkileyici. gözlerinizle görmeniz lazım.

İspir e vardığımızda hemen cağ kebabı arıyoruz. Pişiren bir tek yer var. Oradada bitmiş. Olsun kaderimize boyun eğip normal yemeklerle idare ediyoruz.
Motorun üzerinde geçen 10 günden sonra muhtelif yerlerimde pişikler meydana geliyor. Bir eczaneye girip pişik kremi istiyorum. Bana popolin markasını veriyor . abi en iyisi bu diyor. Kızarıyorum. icon_redface.gif
Kısa bir internet kafe ziyaretini takiben ovit dağına doğru tırmanmaya başlıyoruz.

Dağın bu yamacında çok yeşillik ve ağaç yok asıl manzara arkada imiş meğerse. Dağı inişe geçtiğimiz andan iyibaren muhteşem bir doğu karadeniz manzarası bizi selamlıyor. Hava kararmaya başladığı için fotoğraf çekemiyoruz. Olsun bu manzarada sadece hatıralarımızda kalsın diyoruz.
Bu akşam aydere ulaşmamız lazım . Kdz. Sahil yolu üzerinden rize ye gidiyoruz. Rize de kısa bir mola ve benzin takviyesi. Hakan ın motor bayağı fazla tüketmiş. Bir problem olduğu belli. Zaten arkasından giderken iğrenç çiğ benzin kokusunu alabiliyorum.
Rize den çıkarken hava tamamen kararıyor. Çok temkinli ve orta bir süratle saat 10:00 gibi kendimizi aydere atıp Sis otele yerleşiyoruz. Duş alıp cumba yatak yapıyoruz.

11.gün,
bugün turumuzun en az motora binilen günü. Bugün motorlar susacak , ayaklar coşacak.
Kendimize eziyet etmeye son verdik ve kalkış saatini vucutlarımızın belirlemesini istedik.
Ama vucut saatimiz bizi gene erkenden kaldırdı.
Otel de kahvaltı veriliyor. Ayder de kahvaltı dahil konaklama 20 milyona (kişi başı) halledilebilir.
Yöresel gıdalardan oluşan bir kahvaltı var. Balla teryağını karıştırıp ekmeğimin üzerine sürerek yiyiyorum. Yumurta falan da cabası. Onları da mideye indirdik. Karnımız doydu şimdi oynayabiliriz. icon_biggrin.gif
Çantaları otelin recepsiyonununa teslim ediyoruz. İstesek de bu gece otelde kalamıyoruz çünkü israilli bir turist grubu gelecekmiş. Kaçkar dağlarında çok fazla israilli turist var.
Kaldığımız otel ayderin girişinde. Sabah sabah diğer gezginleri uyandırmamak için fazla gaz vermeden gürültü yapmadan Ayder merkeze gidiyoruz. Yanımızda yumurta, kaşar peyniri falan var. Yanıda gene 3 ü 1 aradalardan alıyoruz. Yiyecek çantasını motorun arkasına bağlıyorum.Yol tarifini de alıp başlıyoruz yukarı kavron yaylasına doğru tırmanmaya
Normal bir tempoda çıkıyorum yukarıya ama Hakan yetişemiyor bir türlü, durup bekliyorum. Eee abi hadi gazlasana diyorum. “Yemiyor “ diyor.
F650 gaz yemiyor. Kronik hastalık nüksediyor. Hava filtresi tıkanmış olabilir diyerek filtreyi çıkartıp Derede faşır foşur yıkıyoruz. Başka hangi motorun hava filtresi böyle kolay temizleniyor ki?
Filtreyi iyice kurutup takıyoruz yerine. Aşağı kavron yaylasından geçip başımızı yukarı kaldırdığımızda kaçkar dağlarının selamlaması ile karşılaşıyoruz. Gelin buraya diyor bize. Gelin.

Nefes kesici bir görüntü. Biraz sonra o dağlarda fink atıyo olacaz. Yaşasın icon_smile.gif (2 motorcu o gün çocuklar gibi şendik, 2 motorcu o gün dağları tepeledik) içimiz içimize sığmıyor.

Yol bayağı bozuk. Yukarı kavrona ulaşım ya jiplerle, yada altı yüksek minibüslerle sağlanıyor. Biz de bu seçeneklerin içine motorlarımızı ekleyerek ulaşım çeşidini arttırıyoruz. Yaylaya girişte acayip bir dere geçişi var. Şöyle bir bakıp ya allah bismillah deyip dalıyorum suya. (korkunun ecele faydası yok tu dimi?) kendimden beklemediğim bir şekilde gayet kolay geçiyorum. Yaylada şahin cafe önünde duruyorum, Hakan da geliyor hemen. Abi ne güzeş geçişti öyle dimi diyor. (Dönüşte dere geçişinde fotoğraf çekecem unutmıyım)

Yaylada bizi oradan geçerken seyredenler “geçemezler diye aramızda iddiaya girmiştik ama helal olsun size” diyorlar. Tebrikleri memnuniyetle kabul ediyoruz. icon_cool.gif

Motor kıyafetlerimizi çıkartırken 20-25 kişilik bir grubun dağa doğru yürüyüşe başladığını görüyoruz. Şahin kafede Ali adında genç bir arkadaşla karşılaşıyoruz. cafe nin ortaklarında aynı zamanda dağcılık federasyonuna bağlı dağ rehberi. Ondan yol tarifi alıyoruz ama Ali nin gözlerinden uyku akıyor. Dün Kaçkar zirve yaptık 19 saat sürdü diyor.

Birer duble çay içiyoruz. Kasklarımızı ve montlarımızı şahin cafe ye emanet edip. Bizde biraz önce giden grubun peşi sıra göllere giden patika yola vuruyoruz kendimizi.

Öndeki gruba bir türk rehberlik yapıyormuş. Onları ilk molaları sırasında yakalıyoruz. Rehber yaşlı bir amca. Onu işletmek istiyorum. Yanına giderek ingilizce yol tarifi soruyorum. İlk önce şöyle bir bakıyor yüzüme. Sonra elini omzuma koyuyor dağlara doğru bakarak eliyle tam yolu gösterecekken. “Sen Türkmüsün” diyor.
İşletemiyorum Mehmet Dayı yı . hemen anlıyor numara yaptığımızı. Bize yolu tarif ediyor. Siz gidin bunlar yavaş yürüyor diyor.
Yolumuza devam ediyoruz. Yanıbaşımızdan akan cıvıl cıvıl su bizi çok cezbetmiş olmalıki sapacağımız noktayı kaçırıyoruz. Yolu biraz uzatarak da olsa tekrar göllere çıkan patikaya kavuşuyoruz.
Mehmet Dayı tepede ye çıkışta bir kaynak suyu olduğundan bahsetmişti. O suyu bulup mola veriyoruz. Birazdan Mehmet dayı da geliyor yanımıza hemde koşarak. İnanmıyoruz onun 70 yaşında olduğuna.
Kaynak suyunun başında fotoğraf çektiriyoruz. Mehmet Dayı nın kıyafetine dikkatinizi çekerim. Yün oduncu gömleği, çorabın içine paçalarını soktuğu bir pantalon, çarık ve sırtında Linosport çanta icon_biggrin.gif
Turislerin içinde gözüne kestirdiği sarışını anlatıyor bize. icon_biggrin.gif

Mola verdiğimiz yerden yolun kalanının tarifini veriyor ve turistlerini yanına dönüyor.
Göller bölgesine ulaşıyoruz. Aşağıdaki Kardeniz gölü;

Bölgedeki en büyük göl olduğu söylenen deniz gölü kenarında çantamızdaki yemekleri tüketmeye başlıyoruz.


Kaşarlı yumurta pişiriyorum, yanında nescafe . Mehmet Dayı da yanımıza geliyor ama o tokmuş İkramımızı kabul etmiyor. Turist grubun arkasından gelen 3 kişi yi göstererek “onların yemekleri yok. Onlara verin bişeyler “diyor.
Tursit grubun arkasından gelenler de Türk. Anlara lı 3 arkadaş araba ile Kdz. Turu yapıyorlarmış. Sohbet ederken onlarada kaşarlı yumurta ve nescafe yapıyoruz. Birde hatıra fotosu çektiriyoruz tabi.


Aşağıya kadar onlarla beraber iniyoruz. İniş yolunda ve göl çevresinde panoromik fotoğraflar çekiyorum.





İniş yolunda acele etmiyoruz. Yaylaya vardığımızda üzerimizde tatlı bir yorgunluk var. Buz gibi suyu olan dere yanıbaşımızdan akıyor. Ayakkabılarımı çıkartıp suya sokuyorum ayaklarımı ve çok bekletemeden çıkartmak zorunda kalıyorum. icon_confused.gif

Cafe nin yakınlarında tek tuvalet var. Benden önce davranan bir turist bayanı bekliyorum tuvalet kapısında Biraz sonra çıkıyor ancak yüüznde garip bir ifade . Anlamıyorum ilk başta ancak ben de tuvaletten içeri girdiğimde bir gülme tutuyor beni. İşte gülmeme neden olan şey ; Tuvaletin kendisi.

Ben bu tuvalete “Continuous Hela” adını veriyorum. Çünkü derenin suyu altınızdan akıp giderken siz def-i hacet yapıyorsunuz ve aynı suyu kullanarak temizliğinizi yapıyorsunuz. icon_redface.gif Bu su tabiki aşağıdaki yerleşim yerlerine kadar gidiyor. İyi ki aşağıda su temiz diye içmemişiz bu sudan icon_smile.gif

Dere geçişinde fotoğraf çekiyoruz.

Hakan geliyor;

hakan

Sonra da ben;

tumer

Akşam yemeğimizi kardelen kafe de muhlama, Tereyağında alabalık, salata ve bira eşliğinde yapıyoruz. Geceleme Cafe nin yanındaki yeşillik alanda.

12.gun
3040-3400 km.

Geceyi garip sesler duyarak geçiriyoruz. Yanımızdaki çadırda kalan evli çift bir önceki gece ayı sesi falan duymuşlar. Korkudan gecenin kalanını cafe nin üst katındaki terasda tamamlamışlar icon_smile.gif Ayder ve çevresinde bu sene ayıların kovanlara dadandığı ve yaklaşık 50-60 milyarlık hasar verdiğini söylüyor yaylacılar.

Sabah kargalar necasetlerini yemeden kalkıyoruz gene. Elimizi yüzümüzü yıkamak için durduğumuz çeşmenin karşısındaki büfede ekmek arası kaşar-salam yaptırıyoruz ve meyve suları eşliğinde mütevazi kahvaltımızı yapıyoruz.
Bugün program biraz karışık. Hakan zigana geçidini görmek istiyor Ben ise zil kale ye gitmek istiyorum. Çamlıhemşine kadar yolumuz aynı ancak ondan sonra evli evine köylü köyüne.
Çamlıhemşinden zil kale ve çat tarafına giden yolun kaplaması bayağı bozuk. Yolun gidiş tarafında benden başka kimse yok. Karşıdan tek tük servis minibüsleri geliyor.
Derenin üzerinde çok güzel taş köprüler var. Birisinin karşıdan fotoğrafını çekiyorum.



Bu köprünün üzerinde eksik birşey var diyerek köprünün üzerine motorla çıkmaya çalışıyorum Ama köprünün üzerinde basamaklar var. Yürü olm kim tutar seni diyip gazlıyorum.

1. 2. 3. basamak derken birden motorun ön tekeri havaya kalkıyor. Hımmm arkadaki yükü hesaba katmamıştım. Mecburen basamakları çıkarken duruyorum ve ön tekeri üzerine doğru abanarak küçük bir felaketten kurtarıyorum kendimi. Aşağıya insem bir türlü devam etsem bir türlü. Etrafıma bakıyorum beni izleyen kimse varmı diye. Uzaktaki evin terasından bir amca beni kesiyor. Eeee artık devam etmem gerek geri dönmek delikanlıyı bozar. Temkinli bir şekilde çıkıyorum köprünün üstüne.

Arkada yük olmasaydı çok kolay çıkabileceğim bir yerden yük yüzünden çok zorlanıyorum. Köprünün üzerine çıkınca diğer tarfı görüyorum orada da tabiki basamalar var ama köprünün çıkış yolu açık değil.

Bir kütük tarafından tıkanmış. Motoru köprü üstünde bırakıp aşağı inip yolu açıyorum sonra birer birer iniyorum basmaklardan. Aşağıya inince derin bir ohhh çekiyorum. Yalnız başıma böyle bir şeyi denememeliydim. Bu bana ders olsun. Gidelim düldül.

Vadiden fıtına deresi eşliğinde ilerlerken karşıda zil kaleyi görüyorum.


Kale 15. YY özellikleri göstermesine karşın Trabzon imparatorluğu öncesi (13. YY) kommenoslar tarafından yapılmış.
Kalenin girişindeki yazıda “Zil Kale” yazmasına rağmen kalenin asıl isminin zir kale (aşağı kale) olduğu söyleniyor.
Kale yi turluyorum ve kalenin içinde girilmedik delik bırakmıyorum. Yalnız başına gezmek hiç zevkli olmuyor.
icon_sad.gif
Benzin durumum iyi. Daha vaktim var . Çat tarafına doğru devam etmeye karar veriyorum fırtına deresi boyunca ilerliyorum. Çat a kadar bir kısım yol da genişletme çalışmaları var. Yol yapımında çalışanlarla biraz sohbet ediyoruz. Bana Çat üzerinden Baltaş geçidini geçerek İkizdere ye inmemi öneriyorlar. Hiçde fena bir fikir değil. Ancak tek başıma gitmek riskli olabilir. Benzinimde yetmeyebilir. Olsun belki Çat da benzin bulabilirim diyerek devam ediyorum yola. Yolda bir yandan Baltaş Geçidi nin güzellikleri bir yandan da tek başına gitmenin riski ni terazinin kefelerine koyarak tartıyorum. En sonunda köprüdeki sıcak dakikaları hatırlayarak Çat a gitmeden geri dönüyorum. Ne olur ne olmaz Çat da benzin bulursam belki devam etmek isteyebilirim. Elveda Baltaş Geçidi . Bir dahaki sefere artık. Sahil yoluna geri dönerek Rize tarfaına doğru ilerliyorum.
Kaçkrlarda karşılaştığımız Ankaralı arkadaşlar Kurufasulye yiyebileceğim bir yer tarif etmişlerdi. Orada durup Kurufasulye molası veriyorum. Gerçekten dedikleri gibi çok süper. Bi de sütlaç yiyorum üzerine. Bu tur da çok kilo aldık ama battı balık yan gider boş ver olm Tümer atın ölümü arpadan olsun.
Yoğun trafikte 80 ile gitmenin dayanılmaz ağırlığından ve fasulyeden olsa gerek Sürmene ye geldiğimde acayip bir uyku bastırıyor. Kenardaki balıkçı barınaklarından birine giriyorum.

Oooo gölge ve yanında bir masa ve bank var.


Motoru gölgeye çekip bankın üzerine uzanıyorum yarım saat kestiriyorum ve telefon sesi ile uyanıyorum. Arayan Hakan neredesin diyor. Oda Zigana dan inmiş Trabzon da geziyormuş.
Trabzon un çıkışında buluşmak üzere sözleşiyoruz.
Hakan Trabzon içinde şehir tarfiğinin berbat olduğunu söylüyor. Yada dağlarda köy yollarında tek başımıza gezmekten bize şehir içi tarfiği hep felaketmiş gibi geliyor.Programa göre Giresun da Ahmet ile buluşacaz. Ahmet in eşi bu akşam Giresun dan Otobüs ile Eve dönecek Yolun bundan sonraki kısımlarında Ahmet de bize katılacak.
Bir molada Eynesil de veriyoruz. Ordada Hakan kısa bir uyku çekiyor. Giresun a vardığımızda elimizle koymuş gibi buluyoruz Ahmet i.
Ahmet in eşini saat 18:00 gibi otobüse bindiriyoruz. Daha vaktimiz var. Hava kararmadan Ordu ya kadar gidebiliriz.
Ordu ya vardığımızda hava yeni kararmaya başlıyor. Sahil yolu çok güzel. Kalacak yer işini ayarlayıp Sahilde gezmeye karar veriyoruz.
Ordu çok pahalı bir yer arkadaşlar. 3 m2 çadır alanı için kamping bizden 20 milyon istedi. Kişi başı 20 milyon yani ve başka da bişey yok. Oha diyoruz içimizden . olm yer gök dere tepe yeşillik. 3 m2 çadır alanı na 20 milyon vermek motorcuyu bozar. Sahil kenarında kendimize kampingler harici bir çadır alanı bulup yüklerimizi indirmeden tekrar şehir merkezine dönüyoruz.
Motorlarımızı üzerindeki yükle beraber en güvenli nereye koyabiliriz diye düşünürken Ordu evini görüyoruz. Ordu evinin biraz ilerisinde Nöbet bekleyen askerin görebileceği şekilde bırakıyoruz motorları. Sivilleşiyoruz. Nöbet tutan askerle biraz muhabbet edip motorları ona emanet ediyorum.
İlk önce dondurma yiyip üzerine de biraz arpa suyu içiyoruz. Şimdi alkol motorcuyu bozar dediğinizi duyar gibiyim. Merak etmeyin bozdu zaten. Üçümüzde fazla alkol almayan kişileriz Ordu nun güzelliği ile biralar bir olunca çarpıyor bizi. Hakan Yarısını bile içermiyor zaten biranın. Ben zorlayarak ¾ ünün içiyorum Ahmet bitiriyor. Ama Başımız fena dönüyor. Bu kafayla motora binilmez diyip atıyoruz kendimizi sahil parkındaki çimenlerin üzerine. Hafif hafif yağmur çiseliyor ama umurumuzda değil.
Gözüm parktaki çalılarda cirit atan farelere takılıyor. Bayağı büyük şeyler. Bir iki derken bir sürü fare görüyorum. Motorla Kdz turuna çıkıp farelere de yem olmak varmış diyorum çakır keyf kafa ile. Hakan la Ahmet de fareleri görünce kalkıyoruz. 10 tur atıyoruz ordu içinde ayılmak için. En sonunda ayıldığımıza karar verip çadır yerine doğru emin adımlarla ilerleyip çadırlarımızı kuruyoruz. Gece yağmur indiriyor aşağıya.

13. gun
3400- 3810 km.

Sabaha karşı çadırın tepesine yağan tıpır tıpır yağmur sesleri ile uyanıyorum. Yağmur hızını kesmiş. Tekrar başlamadan hemen kalkıp çadırımı toplamam lazım. Dışarı çıkıyorum, gecenin bir köründe çadırımızı kurduğumuz yeri iyi inceleme fırsatımız olmamıştı, bir halk plajının kenarına konuşlandırmışız çadırları. Çadırları çimenlerin üzerine kurmuştuk ama yağmur yağınca çimen harici her yer yapışkan bir çamur halini almış. Motorum la çaır arasında gitgeller yaparken ayakkabı tabanım 1 karış çamur oldu. İlk kalkmanın avantajı ile çadırımı ilk toplayan da ben oldum tabi.
Diğerlerine yardım etmedim çadırlarını toplarken (hain ben) sadece motorlarını çevirmelerinde yardım ettim. Her koyun kendi ayağından asılır dimi. Kahvaltıyı ileriki bir mekanda yapmak üzere gezinin en pahalı kenti Ordu ya veda ediyoruz. İlk başta yavaş yağan yağmur sonra hızını arttırıyor. Bir süre sonra da dayanılmaz hale geliyor. Motorlarımızla beraber sığınacak bir yer arıyoruz. Sahil deki köylerden birinin kahvesinin önünde koca koca şemsiyeler açılmış bize davetkar bakışlar atıyorlar. Motorları bir şemsiyenin altına kendimizi de diğerinin altına atıp birer çay söylüyoruz. Yakındaki bakkaldan aldığığmız bisküvi vs. şeylerle karnımızı güzelce bir doyuruyoruz. Ahmet lerinde ailesi de Akçakoca da fındık işi ile uğraştığından kahvedeki yerlilerle (Apaçhi kabilesinden icon_smile.gif ) fındık muhabbeti yapıyoruz. Bu sene Ordu ve Giresun bölgesindeki fındıklar tam çiçek açmışken havaların soğuması yüzünden çiçekler dökülmüş ve fındıkların çoğu heba olmuş. Olayın sebebi soğuk olmasına rağmen halk arasında kullanılan tabir “fındıklar yandı” . yanan fındıklarmı üreticimi siz karar verin. Bu sene fındıkları çok pahalı yiyeceksiniz arkadaşlar. Geçen sene üreticisinden kilosu 2.5 milyondan alınan fındıklar bu sene 5.25 milyona alınıyor. Aradaki fark son tüketiciye nasıl yansır siz hesap edin artık.
Bakıyoruz yağmurun dineceği yok, yağmur hızını biraz kesmişken tekrar yola koyuluyoruz. Mola verdiğimiz yerden sonra çok virajlı bir yol başlıyor. Sollama yapmak imkansız, yağmur da yağıyor. En önde bir kamyon arkasında en az 10 araba ve biz. Kamyon yüzünden çok yavaş ilerliyor konvoy. 5-6 km nerede ise yürüme hızında ve o yağmurun altında yol alıyoruz. Moralman bizi çok etkiliyor bu.
Montum yazlık. Hafif hafif bir yerlerimden üşüdüğümü hissediyorum. Bu bir yerlerimden ıslanmaya başladığıma işaret. Ahmet en önde gidiyordu konvoydan ilk o kurtuluyor ve aradaki esafeyi bayağı açıyor.
Kendimize çeki düzen vermek ve üzerlerimize ekstra bir şeyler giymek için bir benzincide duruyoruz.Ahmet ortalarda yok. Motorlarımızı yağlama yapılan binanın içine parkedip sıcak birer çay içiyoruz. Hakan ın ayakları sırılsıklam olmuş ama diğer tarafları iyi montunda ve pantalonunda sorunu yok.
Ben pantalonu yeni almıştım. Tavsiye ederim Revit in texstile modeli özen motorda 230 euro / 5 taksit. Pantalondan su geçirme problemi yaşamıyorum. Yazlık montum ise (heingericke ve oldukça eski bir modelidir) sadece dikişlerinden su almış bide alttan rüzgarın etkisi ile yürüyen yağmur suları tişörtümün alt tarafını ıslatmış. Ayaklarımda zerre kadar ıslanma yok. Saolasın sympatex astarlı dağ botlarım.
Reklamları dinlediniz. Şimdi haberlerin geri kalanı icon_biggrin.gif
İçime sweatshirt giyiyorum ve üzerine abartarak goretext yağmurluğumu giyiyorum, en dışada motor montu.
Yağmur hızını hiç kesmiyor. Hakan ıslandığı için yola çıkmakta gayet isteksiz.Ahmet yanımızda değil ancak onunda yağmur kıyafetinden bahsedeyim biraz. Ondada Louis den aldığı tulum yağmurluk var. Üstten ıslanmıyor ancak oda ayakkabılarından şikayetçi. Ayakkabıları sidi ancak eski bir model olduğu için su alıyor.
Mola verdiğimiz benzinlikçiden Ahmet i arıyoruz ancak bir türlü ulaşamıyoruz.Aradan yarım saat falan geçtikten sonra o bizi arıyor . Fatsa nın içindeki bir BP istasyonunda mola vermiş. Kuşanıp Ahmet in yanına gidiyorum. Keyfi yerinde benzinlikçideki bir şemsiyenin altına sığınmış yağmuru seyrediyor. Hakan ın yanından ayrılırken bende biraz sonra çıkarım demişti ama yarım saat bekliyoruz ama gelmiyor. Cep telefonuda kapalı. Merak adip yaklaşık 10 km lik yolu Hakan a bakmak için geri dönüyorum.
Beyfendinin keyfi yerinde hala kalkmaya niyeti yok. Tuvalete gitmişmişde cep telefonu oradan çekmiyormuş muş. Hadi ordan .
Onuda toparladıktan sonra tekrar yola koyuluyoruz. Yolun bundan sonraki kısmı Samsuna kadar hep yağur altında geçiyor.
Çarşambaya doğru yaklaştığımız sırada yol inşaatının en pis kısmına geliyoruz. Çamurda dans. 5-6 tane arabanın arasından arkasından, yanından 3-4 km lik çamur bir yolda gitmek zorunda kalıyoruz. Üstümüz başımız zaten ıslaktı bide ön kısmız komple çamur oluyor. Canımız saol sun. Benzinciler ne güne duruyor. İlk benzincide atıyoruz kendimizi yıkamacının önüne yıkatıyoruz kendimizi.
Samsunda Kaan ile buluşacaz. Şehre girince merkezdeki park yerinde durup Kaan ı arıyoruz 5 dakika sonra muhteşem bir motor sesi eşliğinde Kaan uzaktan beliiyor.

Tanışma faslının ardından bizi Gökşin in işyerine götürüyor. Gökşin lede tanışıyoruz. Biraz muhabbetin ardından yemek yemek için bizi bir yere götürüyorlar. Üzerine nefis bir domates sosu konmuş enfes dönerlerden yiyoruz.
Gökşin in işyerine döndüğümüzde bize motorunu gösteriyor. Hepimiz forumlardan Gökşin in Xt600 ü olduğunu zannediyorduk Ama Gökşin in motoru aşağıdaki resimde görünen motordur arkadaşlar. Sakın sizi kandırmasına izin vermeyin. icon_biggrin.gif

Samsun lu arkadaşlar çok cana yakın, İshak, Gökşin,Kaan, Bahaberk. hepsine tekrar çok teşekkür ediyorum. Ve hepside ikiteker e layık bilinçli motorcular.
Arkadaşlar la vedalaşıyoruz. Kaan ın eşliğinde Sahil yolundan ilerleyerek Sinop çıkışından Samsundan ayrılıyoruz.
Şimdiki rotamız Bafra, Alaçam, Gerze üzerinden Sinop.
Yemek rehavetimidir nedir bilmem Alaçam a doğru acayip uykumuz geliyor. Üniversite yıllarında Alaçam da kamp yapmıştım. O bölgeleri kısmen biliyorum Alaçam da mesire alanında mola verip uykumuzu açıyoruz.
Alaçam Hacıselli istikametinde virajlı yollardan ilerlerken ve tırmanırken önümüze müthiş bir manzara çıkıyor. Fotoğraf makinemin pili bittiği için çekemiyorum bu görüntüyü. Hakan çekmişse o belki sizle paylaşır.
Gerze den Sinopa kadar bütün kıyı ayaklarımızın altında 60 km ilerideki Sinop yarımadasını bile görüyoruz. Manzara nefesimizi kesiyor. Yol muhteşem, motorlarımız kıvrak ve atak, virajlar süper, dostlar süper. Yaşamak bu diyorum içimden, YAŞAMAK BU!
Sinop şehri ilk gördüğümüzden beri hep olumlu düşünceler oluşuyo bizde. Hemen kanımız kaynıyor Sinop a. Öğretmen evinde yer yok. Ama bir sürü pansiyon var. Öğretmen evinden liman bölgesine yakın bir pansiyonu öneriyorlar bize. Oraya gidip yerleşiyoruz. Pansiyonun adını hatırlamıyorum ama Ziraat bankasının hemen arkasında. Karakum bölgesinde de güzel pansiyonlar varmış orada da kalınabilir.
Aç ayı oynamaz misali karınlarımızı doyurup Liman bölgesindeki barlardan birine atıyoruz kendimizi. Yaz sezonu olduğu için etraf cıvıl cıvıl. Bizde aralarına karışıp bütün gün yediğimiz yağmurun acısını çıkartıyoruz eğlenerek.

PALA şarkıcı olacakmı?
Gastımonu ayıları nereye gitti?
Kuyu kebaplarını kim yedi?
İnceburun gerçekten incecik mi?

14.gün
3810-4334 km

Sabah fazla acele etmeden kalkıyoruz. Bugün gezimizin sondan bir önceki günü (en azından biz öyle zannediyorduk). Akşamdan gözümüze kestirdiğimiz kahvaltıcıda süt ve nokum (yöre ye özgü bir tür börek) eşliğinde sade bir kahvaltının ardından gezilebilecek yerler hakkında bilgi alıp motorlarımızı topluyoruz. Yağmur hafiften çiselediği için açıkta kalan bütün malzemelerimizi naylon torbalara sarıyoruz.
Sinop gezi planımız şöyle ilk önce tarihi cezaevi gezilecek, daha sonra yarımada etrafında bir tur atılıp akliman, hamsiroz, inceburuna gidilecek.

Cezaevine kadatr olan kısım kısa ama tam kuşam giyindik. Vardığımızda cezaevi ziyartee açılmıştı. Aslında burası Sinop un eski kalesi ama bikaç ufak tadilatla cezaevine çevrilmiş şimdi tam hatırlamıyorum ama 96 veya 98 yılına kadar cezaevi olarak hizmet vermiş.
Meşhur “aldırma gönül” şarkısına ilham olan şiir bu cezaevinde yazılmış.

Girişte çok cüz-i bi ücret alıyorlar. İlk başta sağa sola anlamsızca bakarken, üzerinde lacivert polis gömleğine benzer bir gömlek olan ama acayip pala bıyıklı bir adamın arkasından 10-15 kişi cezaevi turunu bitirmişler dışarı çıkıyorlarken “Pala” bize bekleyin geliyorum diyor. Biraz sonra yanımıza başka ziyaretçilerde geliyor ve en sonun da rehberimiz “pala” geliyor. Pala cezaevinde gardiyan olarak çalışmış sonrada emekli olmuş. Şimdide gönüllü rehberlik yapıyor.

Pala nın anıları eşliğinde cezaevi turu yapıyoruz ancak bizi de araıra mahkum yerine koyup azarlıyor. Özellikle ahmet çok takılıyor pala ya . “pala da ona gereken cevabı veriyor tabi.
İlk önce ahmet i deniz altı dedikleri hücre lerden birine atıyor.

Ardından da bizi süt dökmüş kediye çeviriyor. Mahkumlarla yaşanmış gerçek hikayeleri anlatıyor bize “pala” çok hoş bir uslubu var.

Cezaevi turunun ardından yarımada çevresini dolaşan asfalt bir yoldan yarımada turmuzu tamamlıyoruz. Sonra ver elini akliman . Kartpostal gibi bir yer. Orada durup fotoğraf molası veriyoruz.

yaklaşık 3 km sonra hamsirosa varıyoruz. Gerçekten Biz gittiğimizde yağmur yeni yağdığı için yerler vıcık vıcık çamur. Gelen arabalar çamura girmemek için kenara parkedip yürüyorlar. Biz ise demir atlarımızı çamurun gözüne doğru dehliyoruz. Hamsiros gerçekten çok güzel bir yer saatlerce seyredilebilir.

İnceburunu ararken kayboluyoruz, iyiki kaybolmuşuz yoksa o bozuk taşlı, çamurlu, kumlu köy yollarını nasıl keşfedecektik. icon_biggrin.gif
Yolumuzu neredeyse 2 kat uzattıktan sonra ince buruna varıyoruz. Orada bir fener var ve fenerin yakınlarında bir yerde de bir mezar. Mezar fenercinin ölen kızının mezarıymış. İnce burundan dönüş yolumuz biraz daha kısa ve kolay oluyor. Yolda yeni doğum yapmış bir inek ve yavrusuna rastlıyoruz. Yavru daha ıslak, hayvan bile olsa annaelik iç güdüzüne hayran olmamak elde değil. Bizleri görünce hemen yavrusunun yanına gidip onu korumaya alıyor. Bir süre seyrettikten sonra yolumuza devam ediyoruz.

Amacımız ayancık, inebolu üzerinden kastamonuya inmek. Ancak ayancıktan sonra boyabat yolu üzerinden kastamonuya gitmeye karar veriyoruz. Yolun bir kısmı çok süper, nefti yeşil kdz. Ormanlarının içinden kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Ve hava gündüz olmasına rağmen buralarda çok soğuk, montlarımızın içinde titiriyoruz. Burası küre dağlarının doğusuna denk gelen çarkal dağları. Yol üzerindeki kırmıız akgöl 4 km tabelasını takip ederseniz aşağıdaki manzarayı görebilirsiniz.

fazla oyalanmadan yola edevam ediyoruz 18:00 gibi kastamopnuya varıyoruz. Karnımız çok aç. Aslında amacımız kuyu kebabı yemek ama kısa bir araştırmadan sonra yıkılıyoruz. Çünkü kuyu kebabı saat 12:00 gibi bitermiş. Bizde bulşduğumuızla yetiniyoruz ve etli ekmek dedikleri aslında pek de lezzetli olmayan bişeyle idare ediyoruz.

Kastamonudan hava kararmadan ayrılıyoruz amacımız safranboluya gidip orada konaklamak. Kastamonu safranbolu rasında 13 gün bopyunca doğu kdz. Bölgesinde göremediğimiz sis manzaraları arasından safranboluya saat 21.00 gibi varıyoruz.

Hakan safranboluyu görmediği için orada kalacak, bizimde ilk başta kalmaya niyetimiz var ama evimize çok yaklaşmış olmanın verdiği enerji ile gece yola devam etmeye karar veriyoruz. Safronbolu ereğli arası yenice üzerinden 150 km kadar sürüyor. Uykumuz henüz yok. Biraz safranlı lokum yiyip enerji topluyoruz sonra hakan la vedalaşıp yola çıkıyoruz. Yolun karabük-yenice kısmı çok güzel yeniceden sonra devrek yoluna bağlana kısmı kötü, devrek ereğli arası 60 km yol ise dağdan geçen çok viraj lı bir yol. Bu yollardan gündüzleri defalarca geçmiş olduğumdan nered ne çıkacak karşımıza biliyorum. Yeniceye kadar normal jızda geliyoruz. Yneicede bulduğumuz bir açıkhava cafesinde kahve molası veriyoruz. Kahveyi içmemize rağmen göz kapaklarımızda bir ağırlık var. Orada biraz kestirmeye karar veriyoruz.

Yarım saat kadar fala uyumuşuz. Cafenin sahipleri ışıkları falan söndürüp gitmiş bizi rahatsız etmemişler. Hımm uykumuzu almışız. Çok çetin bir yol bizi bekliyor. Yenice devrek arası gayet temkinli ilerleyoruz, ama gecenin bir körü yoldaki kamyon tarfiğini görmelisiniz ben gündüz bile o yolda o kadar trafik görmedim.

Saat 02:00 gibi ereğliye geliyoruz. Ahmet in daha 35 km yolu var. Vedalaşıp ayrılıyoruz. Evim evim güzel evim.
Şimdi gecenin bu saatinde motoru apartmanın önüne kadar çıkartsam bütün komşular uyanacak. Motoru park yerinde arabamın yanına bırakıyorum.
Motorun üzerindeki yükleri arabanın bagajına koyuyorum ve kapıyı açıp 2 hafta aradan sonra sağ salim kendimi eve atıyorum.
Uykumu gayet iyi almış olmalıyım ki sabah 04:00 a kadar tv seyrediyorum.
Bana sabrettiğiniz için teşekkür ederim.

About these ads

İşlemler

Bilgi




Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: